En's profile(¯`•._.•[ En Sevgili'ye ...PhotosBlogLists Tools Help

(¯`•._.•[ En Sevgili'ye Hoş Geldiniz ]•._.•´¯)

**.·´¯`·»«*•°¤*ES~SELÂMÜN ALEYKÜM VE RAHMETÜLLAHİ VE BERAKÂTÜHÜ*¤°•*»«´¯`·.**

İSTATİSTİKLER

En Sevgili

Occupation
İlgi alanları:
EN SEVGİLİ (s.a.v) :)
Beni En Sevgili'ye (s.a.v) ulaştıracak, Allah (c.c) ile muhabbetimi arttıracak, beni Allah' a yakınlaştıracak herşey..Biiznillah..

AynŞınKaf

EN SEVGİLİ 'yi (s.a.v) herkese sevdirmek ve tanıtmak.Allah'ın izniyle güneşin doğup battığı her yere EN SEVGİLİ'yi (s.a.v) ulaştırmak...
_____________________

...Bir acep onulmaz derdim var idi.Derde derman buldum Elhamdülillâh.Vasil oldum Muhammed Mustafa'ya.Ağlar iken güldüm Elhamdülillâh...

Video

 
Photo 1 of 5

.

Image Hosted by ImageShack.us

   

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
 

Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

 Ancak O'na kulluk eder,ancak O'ndan yardım dileriz.

 

İçerisinde âlemlere şifa, hidayet, rahmet ve öğüt bulunan

 mubarek Kur'ân'ın kendisine indirildiği

 ve âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan

 Son Peygamber Hz.Muhammed Mustafâ (s.a.v)

 Efendimiz'e

 pâk âline ve sâdık ashâbına

 salât ve selâm olsun...

 

Efendiler Efendisi'ni anlatmak, O'na (s.a.v) olan sevgimizi tarif etmek, O'nu (s.a.v) bir-iki sayfaya sığdırmak ne mümkün! Burada anlatılanlar, ancak deryada bir katre...Sadece ''sevebilmek'' adına atılacak ilk adımların ilki adına söylenmiş birkaç söz... Sevgililer Sevgilisi'ni en iyi sevenler anlatır. Birde O'nu (s.a.v) gereği gibi bilenler... Bilmek O'nu (s.a.v) göremeyenler için ayrı bir önem taşımaktadır... Çünkü; insan bilmediğini sevemez öyle değil mi? O'nu (s.a.v) sevmek zevkine erişmek demek, insanın hayattan, yaptığı ibadetlerden de zevk alması demektir. Evet O'nu (s.a.v) sevmek demek insanın Rabbini (c.c) sevmesi demektir. Öyle ise O'nu (s.a.v) daha iyi tanıyabilmek ve manevi anlamda O'nu (s.a.v) yanımızda hissedebilmek duasıyla...

.

Image Hosted by ImageShack.us

    HAFTANIN AYET-İ KERİMESİ

 
  
Rabbin;
 
kendisinden başkasına kulluk etmeyin
 
ve ana- babaya iyi davranın,
 
diye emretti. Onlardan birisi yahut ikisi
 
yanında ihtiyarlık haline gelirse, sakın
 
onlara, ''Üf!'' deme ve onları azarlama!
 
İkisine de tatlı söz söyle.
 
(İsra suresi,23)
 

 
 
 

HAFTANIN HADİS-İ ŞERİFİ

 

 

 

''İnsanlara merhamet etmeyene

 

Allah merhamet etmez.''

 

(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.)

 

 

 
 
 
 

HAFTANIN SÜNNET-i SENİYYESİ

 

 

Acıkmadıkça yememek,

 

tam doymadan yemeği bırakmak.

 

 
 
 
 

HAFTANIN DÛASI

 
 

 

''Bana Allah yeter!

 

O'ndan başka ilâh yoktur!

 

Ben sadece O' na güvenmekteyim

 

ve O, Büyük Arş'ın sahibidir!''

 

(Tevbe 129)

 

 
 
 
 

HAFTANIN SAHABESİ

 

 

 
 Hz. Osman 
 
Özelliği: 
 
_İlk müslümanlardandır.
 
_Rasulullah’ın kızı Rukiyye ile evlenmiştir.
 
_Rukiyye'nin vefat etmesiyle
Rasulullah’ın diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir.
 
_Rasulullah’ın (s.a.s.) iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nur sahibi anlamında, “Zi’n-Nureyn” lakabıyla anılmıştır.
 
_İkinci kızını verdiğinde, Hz. Osman’ı gâyet medhetmişti. Düğünden sonra kızı dedi ki:

- Ey benim gözümün nûru babam! Hz. Osman’ı gâyet medheylediniz. Buyurduğunuz kadar değil.
Bunun üzerine Resûlullah efendimiz kızına buyurdu ki:

''Ey benim kızım! Osman’dan gökteki melekler hayâ ederler. Ey canım kızım, Osman’a çok saygı göster. Çünkü, Eshâbım arasında, ahlâkı bana en çok benzeyen odur.''
 
Efendimiz başka bir zaman da:
''Ben Allahü teâlânın huzûrunda, Osman’ın düşmanlarının hasmıyım, onlara karşıyım,'' buyurmuştur.

_Efendimiz'in ''Bütün peygamberler, hayatlarında bir kimse ile iftihâr etmiştir. Ben de Osman bin Affân ile iftihar ederim. ''sözüne mazhar olan sahabidir.

_Resûlullah, Hz. Osman’a buğzeden bir kimsenin cenâze namazını da kılmamıştır.
 
_Ashabın en zenginlerinden biri olması, onun İslam’a ve Müslümanlara herkesten çok maddî yardımda bulunmasını sağlamıştır.
 
_Güzel hâllerinden dolayı, Resûlullah efendimiz kendisini çok severdi.
Peygamber efendimiz, Eshâbının ileri gelenlerinden çoğunun bulunduğu bir toplantıda, sohbet buyururken:
''Herkes dostunun yanına varsın'', buyurdu.
Herkes sevdiği arkadaşının yanına gitti. Peygamber efendimiz de, Hz. Osman’ı yanına alıp buyurdu ki: ''Sen, dünyada ve âhırette benim sevdiğimsin.''
 
_Hz. Ömer (r.a.) yaralanınca, hilafete geçen sahabedir.
 
_Hz. Osman, yaklaşık on iki yıl hilafet makamında kalmıştır.
 
(ruhu şâd olsun) Kırmızı gül
 
 
 
 Image Hosted by ImageShack.us
 
 

 
Elham Bu" Animasyonu

Image Hosted by ImageShack.us 

Animasyonu sesli izlemek için aşağıdaki linke tıklayınız.

http://www.kuranimiz.net/animasyon.aspx

 

Kur'an-ı Kerim'i anlama noktasında belki biraz olsun bizi kendimize getirecek bir animasyon olduğunu düşündüğüm için, siz sevgili ziyaretçilerimle de paylaşmak istedim. Kur'an-ı Kerim'i  hayatımıza geçirebilmek ve daima onunla hemhâl olabilmek duasıyla..

 

Image Hosted by ImageShack.us

ELVEDA! EY ŞEHRU ĞUFRÂN

Orucuyla, sahuruyla, iftarıyla, teravih namazları ve hatimleriyle bir Ramazan-ı Şerif ayını daha geride bırakıyoruz... Rabbım bu ayı bizden razı eylesin! Amellerimizi kabule karin eylesin! Cümlemizi af olunanlar zümresine ilhak ederek, bayramı hak edenlerden eylesin! Amin!

Allah dostları, Ramazan ayına altı ay varken dua etmeye başlarlarmış, “Ya Rabbi! bizi Ramazan ayına ulaştır” diye... Ramazan ayı geçince de, altı ay dua ederlermiş ki, “Ya Rabbi! ibadetlerimizi kabül eyle” diye...

Cüneydi Bağdadî Kuddise Sirrûhu, bayram günü müridleri ile camiden çıkıyorlar.

İnsanlara bakıyorlar ki, millet gülcümbüş kahkahalar atıyorlar, bağırmalar, çağırmalar... Sanki Ramazan ayının gidişine sevinir gibi!... Bir ay canım çıktı. Gündüz aç, gece teravih, oh be! kurtulduk dercesine...

Cüneydi Bağdadî ihvanına:

-“Gelin bunlara ağlayalım” dedi. Niçin denilince:

Acaba tuttuğumuz oruçlar, verdiğimiz zekatlar, fitreler kabül mü?

Kıldığımız namazlar, okuduğumuz hatimler, Mevlâ Celle Celalühu’nun nazarında mükâfata layık mı? Bu mübarek ay gidiyor, acaba bizden razı mı?

İşte bütün bunlar düşünülmeden, sorumsuzca, pervasızca sergilenen bu davranışlar, elbette bayramın gâyesine uygun düşmez.

Pehlüldâne Kuddise Sirrûhu Hazretleri der ki:

-“Bayram, süslü elbiseler giyenlere, güzel yemekler yiyenlere değil, cehennemden kurtulanlara bayramdır”.

Takdir edersiniz ki; dünyada milyonlarca yaşayan insandan, bir avuç mü’min, Allah Celle Celalühü için bir ay oruç tutarak, şehvetine hakim olarak, yemeden, içmeden, cinsi münasebette bulunmadan, imsak vaktinden güneş batıncaya kadar, kendisine helal olana bile; Rabbına söz verdi diye el uzatmayarak nefsine hakim olmasından dolayı, Allah Teala Celle Celalühü, rahmetiyle lütfetmiş ve bayramı ihsan etmiştir. Ya Rabbi! cümlemizi cehennemden kurtulup, cenneti hak edenlerden eyle!

Nasıl ki, bir işçi bir ay çalışıp, ay sonu ücretini alıyorsa; İnşaallah bizlerde ücretlerimizi fazlasıyla alacağız. Ücret deyince de aklımıza sadece para gelmesin. Bu ücret mânevidir, aftır, mağfirettir. Alemlerin Rabbı olan Allah Celle Celalühü tarafından verilecektir. Gönderilmiş tüm peygamberler ne buyurdular: Yapmış olduğumuz tebliğ vazifesi karşılığında sizden hiç bir ücret istemiyoruz. Bizim mükâfatımızı verecek olan ancak Alemlerin Rabbı Allah Celle Celalühu’dur. Mevlâ Celle Celalühu, bunu muhtelif âyetlerde beyan buyurmuştur. Bizim ücretimiz de Allah Celle Celalühu’na aittir.

Tabi ki herkes, makâmına, mevkisine, işine göre ücret alacak, ecir alacak. Dünya işleride böyle değil mi?...

Bizler de isteyeceğiz, Rabbımızdan isteyeceğiz. İstediğimiz de değil, istemediğimiz de kızan, gazab eden Hazreti Allahımız’dan isteyeceğiz. Cehennemden kurtulmayı, Cenneti Cemalullahına kavuşmayı isteyeceğiz.

Verir mi acaba?

Nasıl vermesin ki, bizzat kendisi ne buyuruyor:

-“...Ve bir şey isteyeni de kovma, boş çevirme”(Duhâ;10)

Böyle buyuran Allah Celle Celalühu, hiç kendi boş çevirir mi?

Asla çevirmez. Yeter ki iste, istemesini bil!

Bir zat vefat edince ona sormuşlar:

-Ne getirdin? Cevâben:

-“Bir fakir bir zenginin kapısına vardığında ona ne getirdin diye sormazlar. Ne istiyorsun diye sorarlar. Ben şimdi zenginlerin zengini, tüm kâinatın sahibi Hazreti Allah Celle Celalühu’ nun kapısına gelmişim. Kalkmış bana ne getirdin diye soruyorsunuz. Ne istiyorsun diye sorsanız ya!...

Rabbımdan affımı, mağfiretimi, cehennem beratımı ve cennetini istiyorum”.

Bizler kesin olarak itikad ediyoruz ki, kesinlikle af olunduk, Ramazan-ı Şerif ayından çıkarken, rahmete gark olarak çıktık elhamdülillah.

Ancaaak!...

Dikkatinizi çekmek isterim ki:

Bir ay boyunca oruçla, mukabele ile, teravihle, mânevî bahçemizi fevkalâde güzelleştirdik. İçinde güller, sümbüller, lâleler, menekşeler olan rengârenk hoş kokulu çiçeklerin bulunduğu, bülbüllerin şakıdığı, cennet misali bir bostana dönüştürdük mânevî bahçemizi. Şâyet Ramazan ayında bir ay Rabbına kulluk eden insan, bayramdan sonra takke kafadan düşer, tesbih elden bırakılırsa, ve de:

-Hadi; hoca efendi, ey mihrab, ey kürsü, kısacası ey cami! hadi bana eyvallah, 11 ay sonra tekrar görüşmek üzere...

Eğer bir insan böyle derse, işte o güzelim mâneviyat bahçesini mahveder. Sellerin, yıldırımların, şimşeklerin düştüğü çorak bir arazi haline getirmiş olur.

Onun için Ramazanda kazandığımız ibadet alışkanlığımızı devam ettirelim.

Ramazan ayında Ehli Namaz,

Ramazan ayından sonra Bî Namaz!

Ramazan ayında hayırsever,

Ramazan ayından sonra şersever.

Kısaca, Ramazan ayında İtaatkâr, Ramazan ayından sonra İsyankâr olmayalım. Dikkat edelim!

Şimdi şeytanlar çözüldü. Hapsedildikleri yerden çıkarıldılar. Ortalıkta yine cirit atacaklar. Üstüne üstlük bir de insan şeytanları var!...

İşimiz pek kolay sayılmaz. Mücadeleye devam edeceğiz, peki ne zamana kadar? Rabbım cevap veriyor:

-“Sana yakîn - ölüm - gelinceye kadar Rabbıne ibadet et!”(Hicr,99)

Mustafa ÖZŞİMŞEKLER

 

“Hüzünle birlikte elveda demek zamanı geldi çattı “Ey Mübarek Kur'an ayı, Saimlere gufran ayı, Müminlere ihsan ayı,

Şehri Mübarek elveda!

Gündüzlerin rahmet idi, Gecelerin nimet idi, Âşıklara vuslat idi,

Şehri Mübarek elveda!

Hakkıyla kadrin bilmedik, Pek çok kusurlar eyledik, Nâdim olup tövbe ettik,

Şehri Mübarek elveda!

   

 

Image Hosted by ImageShack.us

 
Kırmızı gülLALE Kırmızı gül

Lale Divân şiirinde kırmızı rengi ile sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleye benzetilir.Lâlenin ortasındaki siyahlık sevgilinin yanaklarına özenme ve onu kıskanma dolayısıyla bağrında meydana gelmiş bir yara, dağlama olur.Ciğeri kan olmak, bağrı yanmak, pürhun olmak vs. bu nedenle kullanılır. Ortasındaki karalığı ile lâle, üzerinde ben olan bir yanaktır. Sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleden daha kırmızıdır. Divân şâirinin sözünü ettiği lâle,çok zaman şakayık denilen gelincik lâlesidir. Bazan lâlenin Nûmanî denilen ve dağlarda yetişen cinsi de söz konusu edilir.Bugün biz bu çiçeğe gelincik diyoruz.Lâle-i nûmân ve şakayık-ı nûmâniye, budur. Bahar, lâle devri olarak nitelenir.Nedim’in yaşadığı Lâle Devri ise Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkmış bir tabirdir.İran mitolojisine göre yıldırım,yaprağın üstündeki çiğ tanesine düşmüş,çiğ tanesi ve yaprak alev alarak donmuş,lâle de böylece ortaya çıkmıştır.Lâle’nin ortasındaki karanlık da yıldırım yanığı imiş.Lâle,yabani bir çiçek oluşu, çabuk solması,suya ihtiyaç duyması vs.özellikleriyle şiirde çok sözü edilen bir çiçektir.Genellikle bahçe çiftlerinin kenarında bitmesi,onu miskin sıfatıyla anmaya neden olur.Tabii bu sıfatta,bağrının yanık olmasıyla ilgilidir.

 

    Şekil yönünden kadehe benzeyen lâle,şarap,kan,la’l,kâse-i mercân,câm, şem, çerağ,kanlıkefen,al sancak vs.olabilir.Rengi ve şekli yönünden hayli geniş bir kullanıma sahiptir.

 

    Savaş meydanı ile âşığın gözyaşlarını döktüğü yerler ise birer lâlezar(lâle bahçesi) olarak karşımıza çıkar.Esirlerin boynuna geçirilen açılıp kapanır halkalara da lâle tabir olunur.Bir nevi tasmadır.

Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dağdır sînem

Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezârım varsa sendendir.

Şeyh Galip

Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü

İskender Pala


                      Aşka Dair...  

 Image Hosted by ImageShack.us

Aşk Üzerine Tanımlar

Aşk canın huzur,cihanın ziynet bulmasıdır.Aşk vefa azığının tuzu;gönülden anlayanlar için hazırlanmış bir bahçedir.Aşk hakikat göğüne yıldız;can ordusuna mehterdir. Aşk, öylesine kudretli ve hızlı savaşan bir sultandır ki sancağını çekip de yürüdüğünde varlık ile yokluğu birbiriyle çarpıştırır; aşk öylesine delifişek bir kargaşa adamıdır ki ayak bastığı yeri çoraklaştırıp kavgaya salar. Aşk pak bir cevherdir; onu araz sanmayın; aşk bir can rahatlığıdır, hastalık anlamayın.

Aşk bir kuştur ki halkın ayıplaması onun kanadı;aşk bir talihtir ki dünya zilleti onun açık bahtı sayılır.Aşk pazarında ipek kumaşlar bir arpa tanesi etmez; aşıklar mahallesinde itibar kaygısı veya şöhretin çöp kadar değeri olmaz.Aşık olanlar gayret ile namusu bırakırlar;sevgili peşindekiler elbette ağırbaşlılığı terk ederler. Akıllının sorusu "Hani rütbe ve makam?";aşıkın sorusu "Nerde aşk meyhanesi?"dir.Aşık dünya eğlencesine dönüp bakmaz;bu yüzden başı dik dolaşır. Aşk tunçtan bir külünktür ki durmadan varlık binasını yıkmakta;aşk öyle usta bir mimardır ki (yıktığı varlık binasının yerine) daima yokluk sarayını yapmakta. Aşk,aşıkta anadan doğma bir derttir ki onunla kendini iki cihan kaygısından kurtarır;bu uğurda ne vuslat ile şad olup ayrılık derdinden kaçınır;ne sabır elde edebilir, ne ayağına dur durak bulunur.

Aşık bela çekmede devamlılık gösterir;çünkü bela ile hoş geçimdedir.Aşık her an yanış ve özlem içindedir;aşk derdiyle daima zevk içindedir. Aşık için (sevgilisiz) işret bir bela;eğlence de bir cefa olur.Aşık ki gidişatında mertlik üzeredir;sıkıntıları zehir, rahatı ise dert sayılır.Beyit: "Gönül ki aşk kokusuyla kendinden geçip sarhoş olmuyorsa;ehl-i diller katında o gönlün taştan farkı yoktur". Aşk gülü açmamış bir gönül bahçesi;şarabı olmayan bir işret meclisi kadar beyhude ve yavandır.

Aşk masal veya hikaye değildir;aşk oyunu anlatıl(a)maz, rivayete gelmez. Aşk alemi başka bir alemdir;aşk payesi ise ondan da yüksektedir;öyle ki sıradan bir mekana gelip konabilir; hatta bir avuç külde bile vatan tutabilir. Aşk vicdana ait bir makamdır ve cezbesi de nurani bir cezbedir. Aşk avamın gözünde bir delilik ve kendi kendisine (kendi varlığına ve varlık alemine) yabancılıktır. Aşk,ta ezeldeki kadehin sarhoşluğudur ki aşık,bu dünyayı da,öte dünyayı da unutmuştur (vesselam)!..

İskender Pala

***

[BERCESTE]

Aşk kim ruha gıdadır ne yenir ne yutulur

Bir demir leblebidir çiğneyene aşk olsun

Şinasi

 

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

 

 

  Image Hosted by ImageShack.us

Sevgili!..

 

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana;sana aşkı şiir ile yazmak isterdim...Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim.

Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.

 

Sevgili!..

 

Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o,duydum dediğim bir yanlıştır.Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elif belerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız.Artık şüphedeyiz,canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..

Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki;belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü.Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk;kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk.Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da,Halil’i oda yakan da oydu,ve oydu Eyyub’u derde bırakan da.Tuz kadar mübarek,ekmekçe aziz idi;toprakleyin bereket,su gibi temiz idi.

Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş,kıyamete kadar sökülmez imiş.Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl–i taşa benzer.Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır;bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır.Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur;göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar,aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar.Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur;aşk kayıp giderse dünyadan ebet

kıyamet olur;sevgisizlik gelir,dünya cehennem olur.

Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler;ve azarlanmış kalpleri

ısırır tam yarısında geceler.Saban onunla sürerse toprağı koşarak,ancak o

vakit yeşerir taze bir başak.Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür.Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller,ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller.Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere

tesellikâr düşer,şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.

 

Sevgili!.. 

 

Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.

Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına...Hani uykuya dalınca kenti,

ve yalnız başına kalınca kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri... Vicdan sesinden

bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca... Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni,hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken... Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene,

ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene.

Aşkları unutan bendene,aşkını unutturma!..

 

Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.

 

 

 İskender PALA

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

GEL GÖNÜLDEN KONUŞALIM

 

“Gel, gel aramıza katıl;
biz Hakk’a gönül vermiş aşk insanlarıyız!
Gel bize katıl da sevgi kapısından içeriye giriver,
Giriver ve evimizde bizimle beraber otur...
Gel birbirimizle içten konuşalım,
Kulaklardan, gözlerden gizli konuşalım...
Güller gibi dudaksız ve sessiz görüşelim,
Tıpkı düşünce gibi dudaksız, dilsiz görüşelim...
Mademki hepimiz biriz,
Birbirimize dilsiz, dudaksız gönülden seslenelim...
Madem ki ellerimiz kenetli,
Gel bu halden bahisler açalım.
El ayak gönül hareketlerini daha iyi anlar,
Öyle ise gel dilimizi tutalım,
Titreyen gönüllerimizle buluşalım” 

                                      (Hz. Mevlana)


Gel gönülden konuşalım!

Dostun nazargahı olan gönülden. O gönül ki; dost onu sevdi, onu beğendi, onu yer bildi. Ona aşkı, ona sevgiyi öğretti. Aşkı bir gök gibi yaydı gönüllere. İşte, oradan sesleniyorum sana...

Gel gönülden konuşalım!

Sözlerin iflas ettiği yerden buluşalım.
Sükuta boyansın her yer. Sükut boyasın her yeri.
Yürekten selamlaşalım.
Kapat gözlerini. Gözlerin kendiliğinden kapansın.
Kalbinden kalbime, kalbimden kalbine yollar açalım.

Göz göze gelsin gönüllerimiz.
Bütün azalarımız dil olsun.
Sonra vedalaşsın birbirleriyle azalarımızla vedalaşalım.

Gel gönülden konuşalım!

Sarmaş dolaş olsun ruhlarımız.
Kulaklardan, dudaklardan gizlice buluşalım.
Mesafeler kalksın, ayrılıklar bitsin, acılar dinsin kucaklaşalım.
Kanatlansın ruhlarımız, ruhlarımız şaha kalksın.
İçimizdeki aydınlığa koşalım.

Gel gönülden konuşalım!

Bağdaş kursun yüreklerimiz gökyüzünde.
Lal olsun dilimiz, sessizce çığlıklar atalım.
Ateşin kelimeler sarsın her yanı. Ateşten cümleler kuralım.


Gel gönülden konuşalım!

Sen sema ol, ben heva.
Her nefes dol içime, her nefes birlikte yol alalım.
Sessizce yağalım bulutlardan. Bulutlar sessizce ağlasın bize.
Gökkuşağından alalım rengimizi. Gök kuşağına tutunalım.
Gök kuşağı tutsun bizi, karışalım.

Gel gönülden konuşalım!

Gözyaşı kadar sıcak olsun sözlerimiz.
Gözyaşı kadar içten. Gözyaşı kadar berrak.
Usulca süzülsün ruhlarımızdan; teker teker, tane tane, coşkun ırmaklar kadar pak. Yetmezse bildiklerimiz, bilemediklerimiz için ağlaşalım.
Gözyaşı rahmettir, gözyaşı berekettir, gözyaşı rahmettir; gözyaşıyla tanışalım, gözyaşı ile tutuşalım.

Gel gönülden konuşalım!

En mahrem yerinde gecenin, en mahrem sözlerle anlaşalım.
Sırları paylaşalım.
Sınırları aşalım.
Sırların katibine bahisler açalım.
O yazsın biz susalım.
O sussun biz konuşalım.

Gel gönülden konuşalım!

“gel, aramıza gir. Biz, Hak aşıklarıyız.
Gel aramıza katıl da sana aşk bahçesinin kapısını açalım.
Gölge gibi evimizde otur, biz Hak güneşinin komşularıyız.
Biz, can gibi göze görünmüyoruz, aşıkların aşkı gibi izimiz, nişanımız da yok. Fakat eserlerimiz sende, senin önünde, çünkü biz can gibi hem gizliyiz, hem de apaçık ortadayız. Sen, her neden bahsediyorsan, onlardan da yücelere, daha ötelere bak, biz ötelerin de ötesindeyiz. Sen, su gibisin, kafat çukurda kalmışssın mahpussun. Kendine bir yol aç da bize katıl, çünkü biz Hakka’a doğru akan bir seliz.”

(Divanı-ı Kebir)

Gel gönülden konuşalım!

Gönül evi dostundur. Dostun evi gönüllerdir. Gel dost ile kalkalım.
Gönül evi sonsuzdur. Dost aşkla sevelim. Dost aşkına yanalım.
Aşk gönül işidir. Gönüller bu yüzden aşkı iş edinir.
Gel aşkı iş edinelim. Aşksızlık gönüllerin ecelidir.

Aşkla yanalım ikimiz. Aşıklar yanar bilirsin.
Aşkta dirilelim ikimiz. Aşıklar ölmez bilirsin.

Gel gönülden kavuşalım!
Gel gönülden konuşalım!

Mustafa DEMİRCİ- Aşkın Hükümranlığı

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

.



  Image Hosted by ImageShack.us

 

AŞK, SARMAŞIK DEMEKTİR

 

Bursalı İsmail Beliğ'in (ö.l 729), benim pek sevdiğim bir beyti vardır. Der ki;

 

Sakın sen kûy-ı cananı uzakdur sanma ey Mecnûn

Seher yola giren âşık gece Leylâ'da akşamlar         

 

Ey Mecnun! Aşka tutulduğun andan itibaren sevgilinin

yurdunu kendine uzak sanma artık. Çünkü seher vakti

yola çıkan her âşık, daha o gece Leylâ'da akşamlar.

 

    Bu beytin anlam derinliğini kestirebilmek için birkaç kelime üzerinde klâsik şiirin anlayışını açıklamakta yarar vardır sanırız.

    İlk kelimemiz kûy-ı cânân (sevgilinin mahallesi, içinde sevgilinin de olduğu yer) olsun. Kûy-ı cânân, eski yerleşim ve şehirleşme sistemimize göre genellikle bahçe içinde bir evdir. Bahçesini çeviren harım (çalı çırpı ile örülmüş avlu) ve harımın içinde sevgiliye yakışır çiçekli bir bahçe ki gönüller açar. Harım kelimesi harem'den bozmadır. Harem'in Orta Çağ Avrupası'nda-ki adı "iç avlu" demek olan Atrium'dur (atrium, harem). İç avlu, genellikle havuzlu olur ve evin mahremiyetini sağlayacak duvarlarla çevrilidir. Kadınlar burada yabancı gözlerden uzak, açık giysilerle dolaşabilir ve gönüllerince eğlenirler.

    Divan şiirinde âşığın bir Kabe gibi hürmet göstermesi gereken yegâne yer işte burasıdır. Sevgilinin orada bulunması kuyun değerini arttırmakta, taşını toprağını Kabe toprağı gibi

kıymetlendirmektedir. Bu toprak âşığın gözüne sürme diye çekilir, bağrına yakı diye sarılır. Kabe'nin yolları nasıl dikenli ve meşakkatli ise âşık için de sevgilinin kuyuna çıkan yollar hep zorluklarla doludur.

    Aşkı bir ibadet gibi algılayan ve ona çok özen gösteren âşığın yüzü devamlı bu mahalleye yönelik olması dolayısıyla kûy, yine Kabe'yi andırır. Kutsallığı bu yüzdendir. Hatta o kadar kutsaldır ki Harem gibi yabancıların (kafir rakiplerin) ayak basmasına izin verilmez. Nitekim Harem-i Şerife de gayrimüslimler giremezler. Âşık elinden gelse buraya ağyardan (rakiplerinden) hiçbirisini sokmaz. Âdeta mahallenin başında geceleyip uykusuz sabahlar. Hatta bu yüzden o mahallenin köpekleriyle bile dostluğa razıdır. Buna rağmen âşığın, o kuyun içine girebildiği hiç görülmemiştir. Belki saba yeline yalvarıp yakararak içeride olup bitenden haber almaya çalışır. Sevgili, kendi kuyunda bir sultandır ve orada herkes ona muhtaçtır. Sultanlığında aksayan hiçbir şey yoktur; mükemmel bir hayat sürer. Âşık için bu sultanlık hudutlarında dilenci olmak; dünyaya sultan olmaktan yeğdir. Gözünden akan yaşlar ile orayı sulaması bir bakıma kûya hizmet demektir.

    Aşık, kûyda sevgilinin yüzünü görecek olsa cennette didar görmüş gibi sevinir. Çünkü o bahçeden uzakta bulunmakla cennetten uzak bir cehennemi yaşamaktadır. İnleyişleriyle bir bülbülü andırması da şakıyışlarını o gülistanın en müstesna gülüne duyurma amacına yöneliktir.

    Dikkat edilirse bütün bunlar âşığın o kûy etrafında dönüp dolandığını, oradan bir adım bile ayrılamadığını bize gösteriyor. Bu da şairin Mecnun'a "Kûy-ı cânânı uzakdır sanma!" diye akıl öğretmesini haklı çıkarmaktadır.

    Beyitte üzerinde durmamız gereken ikinci kelimemiz Mecnun (deli, çılgın, aşk delisi) olsun. Peşinen söyleyelim ki kûy-ı cânâ-na yolu uğrayan herkes hemen o anda kendini kaybedip aşk çılgını oluverir. Çünkü aşk beklenilmez, birdenbire gelir. Aşka tu-aılan kişinin tavrı o anda başkalaşır, kalbinin ritmi artar, bedeninde fizyolojik değişimler baş gösterir, ne yaptığını bilmez olur. Bu hâl ise tam anlamıyla bir mecnunluktur. Tıpkı Leylâ'nın çılgını diye bilinen Kays'ın, adım adım delirmesi ve sonunda Mecnun olması gibi. Bilindiği gibi Kays, kara kuru bir kız olan Leylâ'ya tutulduktan sonra kendini aşk ülkesinde büyük bir yalnızlık ve o derece çokluk içinde bulur. Çöllerde yalnız başına geçirdiği günler, aslında sevgilisiyle dolu dolu yaşadığı zamanlara dönüşür. Bu yüzden onun tekilliğinde sonsuz bir çoğulluk vardır. Hücrelerine kadar Leylâ ile dolmak, baktığı zaman Leylâ'yı görüp konuştuğu vakit Leylâ'yı anlatmak, her eşyayı Leylâ olarak algılayıp hissettiği her duyguyu Leylâ diye yaşamak bu çılgınlığın en akıllıca sonucudur.

    Aşk dıştan bakıldığında bir deliliktir; ama içine girildiğinde akla ihtiyaç göstermez olur. İnsan aklı nötr bir varlık veya bir sıvı gibidir. İçine konulduğu kabın şeklini alır. Aşk ise gönülde hissedilir. Bu bakımdan âşığın aklı, gönlünün emrine verilmiş sayılır. Akıl ile gönül, insanın birbiriyle çatışan değil, belki birbirleriyle bütünleşen iki soyut özelliğidir. Çünkü insanın en mutlu olduğu anlar, aklın gönül içinde eridiği; yani aşka kendini teslim ettiği anlardır. Aklın gönle teslimiyetini aşk olarak tanımladığımıza göre insanın soyut varlığını aşktan ibaret görebiliriz. Zaten insanlığımızı ölçen mihenk taşı, aklımızı değil gönlümüzü baz alır. Nitekim kişioğlunun erdemleri aklından değil gönlünden kaynaklanır. Gönlün biricik gıdası ise aşktır. Aşkı tatmayan yahut inkâr edenin, çevresine veya diğer yaratıklara karşı sevgi, vicdan, merhamet, saygı, hoşgörü vb. erdemlerinden bahsedilemez. Bu uslamlama bize, insanın erişebileceği nihaî noktanın aşk olduğunu gösterir ki, onun da en olgun şekli mec-nunluk, yani çılgınlıktır. Öyle ya aklı olmayanın ne derdi vardır ki?!.. Çevremize bakalım, delilerden başka mutlu insan görebiliyor muyuz?!..

    Beyitte üzerinde duracağımız üçüncü kavram "yola girmek" tir. Sözlükler yola girmek için üç anlam gösteriyorlar. "Bir yere varmak için hareket etmek," "Doğru yolu bulmak, düzelmek, uslanmak" ve "tarikata (tarikat zaten yol demektir) girmek." Şairin bunlardan ilk iki anlamı özellikle kastettiği açıktır.

    Elektrik ışığından yoksun çağlarda, geceler ölü zamanlar olarak bilinir ve hayat âdeta dururmuş. Bu yüzden, -her işte olduğu gibi- yolculuğa da başlamak için seher vaktinin tercih edilmesi ve gün ışığından yararlanmaya çalışılması normaldir. Şairin "Seher yola giren..." ifadesi aşk işinde gecikmemenin ve sevgiliye ulaşmak için elini çabuk tutmanın gerekliliğini gösterir. "Sabahın erken saatlerinde yola koyulma"nın aşka tercümesini "rüştünü ispat eder etmez bir sevgiliye yönelme" olarak yapabiliriz. İşte bu yönelme ile birlikte çok geçmeden insanın sevgiliyle dolup taşması, yani "gece Leylâ'da akşamlama"sı kaçınılmazdır.

    Yola girmenin diğer anlamı "doğru yolu bulmak, düzelmek, uslanmak" idi. Buradan yola çıkarak şairin, aşka girmekle insanın doğru yola girmiş olacağını, -nitekim tasavvuf da bunu söyler-, bozuk düzen giden hayatını gönül bazında disipline edeceğini ve akıllanacağını (us= akıl) söylediğini görürüz. Bu ifadeden asıl akıllılığın, aşka yönelmek olduğu gerçeği karşımıza çıkar. Bu da ancak âşığın kârıdır. O hâlde şimdi âşık'ı tanımlayalım:

    Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı "sarmaşık" demektir.

Bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. Nice fidanlar, selvi-ler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dallan arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez eyler, yok eder. Sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırla-masıdır. Nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve âşık da çevresini görmez olur. Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki, dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür; hatta duymak ve görmek de istemez. Aşka tutulan ağaçta artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık "herkesi kör; dört yanı duvar sanır." Dıştan bakanlar onun sarmaşığını görürler ama ağaç sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez. Sarmaşık nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa, aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık (Mecnun) daha sabahtan akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir (Leylâ'nın hayaliyle sarılıp yatar).

    Beyitte açıklamamız gereken son kelime Leylâ'dır. Leylâ, leyi kelimesinden türemiştir ve leyi de "gece" demektir. Arabesk şarkıların "ya leyi, ya leyi..." diye uzayıp giden terennümleri hep o çöl gecelerinin ılık hüznünü içerdiği için liriktir. Leylâ adı, genellikle kara gözlü, kara saçlı, kara kaşlı kız çocuklarına verilen bir addır. Mecnun'un Leylâ'sı da böyle bir kız imiş; hatta bunlara ek olarak onun bahtı da kara çıkmıştır. Gece karanlığı ile Leylâ arasındaki bu bütünlük, âşığın bütün gecelerini aydınlatan bir nur olur ve hayallerinin kırkıncı kapısından girdikten sonra zifirî karanlıklar aşk ile nurlanır. Böylece şairin "gece Leylâ'da akşamlar" ifadesi bir kez daha güzelleşir ve her üçü de karanlıkla ilgili olan bu kelimeler (gece, Leylâ, akşam) âşığın kararan alınyazısını, kara bahtını ve işinin zor olduğunu temsil eder. İşte bu yüzdendir ki şair beytine ikinci bir anlam yükleyerek gözümüzün önündeki perdeyi kaldırır ve âşığa bir öğütte bulunur. Biz de onun öğüdüne uyarak beyitteki uzakdur (uzaktır) kelimesinin başına bir virgül, sonuna da bir nokta koyarak "uzak dur" şeklinde okuyalım.

 

 

Sakın sen kûy-ı canandan, uzak dur. Sanma ey Mecnûn

Seher yola giren âşık gece Leylâ'da akşamlar

 

Ey Mecnun! Aman ha, sevgilinin mahallesinden sakın ve

oradan uzak dur (gönlünü oraya kaptırma)!.. Seher vakti

yola giren her âşığın gece hemen Leylâ'ya kavuşacağını sanma.

(O mahalleye erişmek, öyle kolay işlerden değildir; insanın dünyasını karartır).

  Şair haklı mi; ne dersiniz?!.. 

                                                                                 (...ve Gazel Yeniden, s.146151)

 

  İskender Pala 'nın çok sevdiğim eserlerinden biri olan Kitâb-ı Aşk' dan, alıntı bir bölümdür. Kitabın tamamını okumanızı tavsiye ederim.

Diğer eserleri gibi Kitab-ı Aşk 'da ,defalarca okunası, muhteşem bir eser olduğunu düşünüyorum.Bu yüzden siz sevgili ziyaretçilerimle de paylaşmak istedim.Muhammed-i selam ile... 

 
 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Leyla ile Mecnun …

Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur.
Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır.
Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen
bu macerayı Leyla’nın annesi öğrenir.
Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.
Kays okulda Leyla’ yı göremeyince üzüntüden çılgına döner,
başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun’ un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla’yı isterse de Mecnun
(deli, çılgın) oldu diye Leyla’ yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun’ u çölde bulur.
Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve
mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ’ yı tanımaz.
Babası Mecnûn’ u iyileşmesi için Kâbe’ ye götürür.
Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn,
kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

“Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.”

Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.
Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir.

Bir zaman sonra âilesi, Leylâ’ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir.
Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de
mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm’ ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ’ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd’ den işitince çok üzülür.
Leylâ’ ya acı bir sitem mektubu gönderir.
Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn’ a anlatır.
Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.

Bir müddet sonra Mecnûn’ un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.
Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn’ u çölde aramaya başlar.
Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ’nın
maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn’ u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz.
Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer.
Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ’ nın ölüm haberini öğrenir.
Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

“Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez.”

Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn’ un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında,
Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür.
Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:
“Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ’ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri,
Aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular.”

İskender Pala

_________________________________________________________________________________________________

 

MECNUN, LEYLA İLE SOHBETTE

Mecnun bir gün fırsat buldu, Leyla ile oturmaya muvaffak oldu. Leyla, onu sınamak için bir dilekte bulundu:

- Ey âşık! Neyin varsa getir.

- A ay yüzlü, dedi Mecnun, aşkınla ne suyum kaldı, ne kuyum. Ne ciğerimde azıcık kan, ne gözümde bir nebze yaş. Aklımı yağma ettin, uykumu çaldın. Artık bir canım var, emreyle onu vereyim.

- Ben onu senden ne vakit istesem alırım, başka neyin var, sen ondan bahset.

Mecnun o vakit arandı, yakasında sakladığı bir iğnesi vardı, onu çıkarıp sevgiliye sundu.

- İşte varlık aleminde sahip olduğum tek şey bu iğnedir. Bunu da neden taşıyorum bilmek istersen, çölde, ovada seni izlerken çok düşüyorum, kendimden geçiyorum; oralarda ayağıma, bedenime dikenler batıyor; bu iğneyle o dikenleri çıkarıyorum.

- İşte bunu istiyordum ben senden. Eğer aşkında gerçek isen bu iğne nasıl layık oluyor sana? Dikeni çıkarırsan buna vefa mı derler?!..

İskender PALA

__________________________________________________________________________________________________

ŞEHİR TİYATROLARINDA

Image Hosted by ImageShack.us

 

Leyla’nın Ölüm Haberi

Yolunu yitirmiş Mecnun, çöllerde Leyla diye diye dolanıp dururken biri ona, - A deli, Leyla öldü, deyiverdi.

- Çok şükür Allah’a, diye şükretti Mecnun.

Kara haberi veren adam şaşırdı:

- A dini imanı darmadağın olmuş zavallı! Hem onun için yanıyorsun, hem de böyle diyorsun, ayıp sana!

Mecnun’un cevabı pek hazindi:

- O ay yüzlüden, her an iyiliğini isteyip dururken ben bir şey elde edemedim, kötülüğünü isteyen de bir şey elde edemesin bari. Çünkü bir gün aya sordular “En çok neyi seversin?” diye. “Güneşin tutulup ebediyen perde arkasında kalmasını severim.” cevabını verdi ay ve sonra ilave etti: “Değil mi ki onu kendi gözümden bile kıskanıyorum!”

BERCESTE

Arz-ı hal etmeye, cana seni tenha bulamam

Seni tenha bulıcak, kendimi asla bulamam

(Ey sevgili! Halimi anlatmak için seni yalnız bulamıyorum. Seni yalnız bulunca da hiç kendimi bulamıyorum.)

İskender PALA

___________________________________________________________________________________________________

Image Hosted by ImageShack.us

 

Aşk Acıdan İbarettir.

        Gönül Mecnûn gibi dil-beste olma zülf-i Leylâ’ya

        Seni sâhra-neverd-i aşk eden zîrâ Hudâ’dır hep

                                      -Haşmet-

A gönül! Mecnun misali, Leyla’nın zülfüne hemen gönül bağlama.

Çünkü seni aşk çöllerinde gezdirip duran Leyla değil, Mevlâ’dır hep.

Bu beyitte aşkın çilelerini çekmekle hayattan bezmiş bir âşığın yakarışı görülmekte, bunun çaresi olarak da teslimiyetçi bir ruh, yani başına gelenlere çare aramaktansa kaderine boyun eğip ”Hepsi Allah’tan!..” diyen pasif bir anlayış ön plâna çıkmaktadır. Zaten âşık da sevgili karşısında pasif olmaya mahkûmdur. Ona düşen, başına gelen aşkı çekmek, onun acıları ile yaşamaktır. Bu anlayış, şairin devamlı sürgünde geçen hayatıyla da bir anlamda örtüşmektedir. Elden bir şey gelmeyince, zavallı âşık ne yapsın, ”Mecnun (çılgın) da zaten Leyla için çöllere düşmemiş miydi?” diye avunur. Önünde böyle muhteşem bir örnek dururken aşk işinde şâirin başka türlü davranması da zaten mümkün değildir. Olsa olsa Mecnun’u geride bırakacak bir çile ile tecrübe kazanıp aşk yollarında pişebilir. Böylece hayatına anlam katacak, kederlerden neşe devşirmeyi, acıları zevk edinmeyi öğrenecektir. Bilir ki, ne kadar acı çekerse, kendisini sevgiliye o kadar yakın hisseder. Aşk, acıdan ibarettir zira. Acı çekmeyince aşkın büyümesinden de, büyütülmesinden de söz edilemez. En büyük aşklar, en çok acı verenler değil midir?

 İskender Pala • Ve Gazel

_________________________________________________________________________________________

Leylâ ve Mecnûn Mesnevisi (Fuzûlî)

leyla ve mecnun

ey rabbim! aşk belasıyla beni tanıştır
beni bir an bile olsa; aşk belasından ayırma!

detlilerden yardımını uzak tutma.
yani beni daha çok belalara müptela eyle!

ben var oldukça, beladan, isteğimi uzaklaştırma!
ben belayı isterim, çünkü bela da beni ister.

sevgi belasıyla ağırbaşlılığımı gevşetme!
ta ki dostlar beni kınayıp vefasız demesinler!

gidip geldikçe, sevgilimin güzelliğini arttır,
sevgilimin derdine beni daha çok mübtela et.

ben nerede, mevki ve itibar kazanma nerede?
bana yoksulluk ve yokluk ulaşma kabiliyeti ver

senden ayrıyken, bedenimi öyle zayıf kıl ki,
bahar yeli beni sana kavuştursun.

fuzûlî’ nin nasibi gibi beni gururlandırıp,
ey rabbim, asla beni bana bağlı kılma!

sonunda yar, ağlayıp inlememize acıdı ve
bugün hüzünler evimize ayak bastı.

gözyaşı yağmurum, demek, öyle tesir etti ki,
gül bahçemizde taze bir gül dalı düşürdü.

ah ateşinin bizi yaktığı,
ayrılık gecesini aydınlatan meş’ aleden bellidir.

eğer ağlayan gözümüzde uyku olsaydı,
bu kavuşma uyku halinde görülen bir rüya demek mümkün olurdu.

gördüğümüz bir hayal mi?
yoksa sevgilinin yanımıza geleceği aklımıza bile gelmezdi.

ey can ve gönül! sevgili, misafirimiz oldu!
neyimiz varsa, misafirimizin ayaklarına dökelim.

ey fuzûlî! sevgilinin kasdı, canımızı almakmış.
gel.. güzel uğruna can vermeyi kendimize bir borç bilelim.

**
fuzûli’ nin 1535′ te yazdığı
leylâ ve mecnûn adlı mesnevîsidir.

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us 

Kendimize daha önce hiç şu soruyu sorduk mu acaba?

 
 
En Sevgili'yi (s.a.v)ne kadar seviyorum? Ne kadar seviyoruz?
Kimbilir belki de defalarca sorduk ve seviyorum... hem de çok... deyip kendimizi kimbilir kaç kereler kandırdık?

Yani bu soru karşısında cevabımız,
hiç şüphesiz ÇOK SEVİYORUM olur değil mi?

Ama durum bu kadar basit değildir.

Bir Kutlu Doğum programında düştüğüm bu yanılgıyı,sizlerle paylaşmak istiyorum.
 
 
İlahiyatçı bir hocamız orada bizlere,

''Efendimizi seviyor musunuz?''diye sordu ve''Sevenler elini kaldırsın'' dedi.

Tabi bütün eller havada. Hem sorulcak soru muydu bu şimdi? Sevmesek orada ne işimiz vardı öyle değil mi? Hem kendisi neden böyle bir soru sorma ihtiyacı hissetti diye düşünmekten de kendimi alamamıştım.

Sıra 2.soruya gelmişti''Efendimiz'in hayatını tamamıyla okuyup bitiren var mı'' sorusu karşısında az evvelki katılımdan maalesef eser yoktu.(benimde ilk soruda havada olan elim bu soru karşısında...)
Sadece 7-8 el havadaydı.

3. bir soru '' Efendimiz'in sünnetlerine ne kadar tâbisiniz?
'' sünnetlerine, günlük hayatınız da ne kadar yer veriyorsunuz?''

Artık bu sorudan sonra etrafımdaki,havaya kalkan ellere bakacak takatim kalmamıştı utancımdan.Kendi iç mülahazamı yapmakla evet kendimi hesaba çekmekle meşguldüm...(Ama Allah razı olsun o hocamızdan.Beni kendime getirmişti ya,zararın neresinden dönsem kârdı)

Ve 4. son soru:(artık bitsin bu sorular diye vicdanım feryad ediyordu...)Peki''40 Hadisi ezberleyenler kimler ellerini kaldırsın?..''

_
 
Bu sorulara elini, hiç düşünmeden kaldıramadıktan sonra, bu sorulara ben Allah'ın izniyle hepsini yaşıyorum diyemedikten sonra nasıl olur da;
O Güzeller Güzelini canımızdan, anamızdan, babamızdan daha fazla sevdiğimizi iddia edebilirdik?
 
Efendimiz'in hayatını mutlaka, en az 3 kaynaktan okumanın faydalı olduğunu gördüm.Dilerseniz güvenilir,sağlam birkaç kaynakta yazabilirim.

 
Şimdi sizlerde bir düşünün bakalım, bende bir kez daha düşüneyim o günden sonra ne kadar bir yol katettiğimi...

 

Efendimiz'in Sünnetlerini zaten sizlerle paylaşıyorum.Takip edip hayatımıza geçirelim inşaallah.

İlerleyen günlerde 40 hadisi de arapçalarıyla birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum. En kısalarını seçip yayınlamaya çalışıcam ve zorlanmayacağız,Allah(c.c) yardım edecek ve ezberleyeceğiz  inşaallah.
 
***
(http://ensevgili19.spaces.live.com/blog/cns!8EA127D7FCECD0F8!309.entry)

***
Nisan ayında Kutlu Doğumu bu kez hep birlikte,en güzel şekilde karşılayalım inşaallah.

Ve O GÜZELLER GÜZELİNE layık bir ümmet olabilmek için şu ahir zamanda,çaba sarf edelim lütfen.(önce kendi nefsime söylüyorum tabi)
Allah'a emanet olunuz..Bakî selam...

 

Image Hosted by ImageShack.us

EN SEVGİLİ' YE

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

Ben kim miyim?

Ben kim miyim?

Hani Seni Seviyorum ya

Hani gıpta ediyorum ya ashabına

Hani Hz.Fatıma'yı anam,

Hz.Hasan Hüseyin'i kardeşim olarak görüyorum ya!

Hani ne zaman hüzünlensem, Sen geliyorsun ya aklıma

Görmeden hayranım Ya cemaline

Kalbin kadar güzel yüzünün hayalini kuruyorum ya...

Hani ne zaman çok gülsem

Sen'in hafif kızgın bana baktığını görüyorum ya!

Hani bana diyorsun ya" Yerinde olsam, az güler çok ağlardım " diye

Sonra nerede bir yetim görsem Sen'i buluyorum ya yanımda

Hani bana diyorsun ya "Beni istiyorsan onun başını okşa

Hani hep bir özlem var ya içimde

Hep vuslat varya hayalimde

Hani gözyaşları içinde, yeşil kubbenin resmine bakıyorum ya

Hani hayal ediyorum ya hep Efendim

Safa-Merve arasında, önümde Sen varmışsın gibi koştuğumu..

Hani uzun boylu, siyah saçlı, beyazlar içinde birine Sen diye,

Sesleniyorum ya!

Sonra adam arkasını dönünce

Senin olmadığını görüyorum da eğiyorum ya başımı,

Sevincim yerini hüzne bırakıyor ya

Hani Sana gidecek her yolcuyla selam yolluyorum ya

Sonra da selamımı almışsın gibi seviniyorum ya

Hani kalbimin bir yanı "Ümit" derken,

Bir yanı korkuyla atıyor ya

Hani Seni Seviyorum Ya Efendim

Hani günahlarımı unutup,Seninde beni sevdiğini düşünüyorum ya!

Duyuyorum ya "ÜMMETİ" diye seslenişini

Ne zaman bir yüzük alsam elime

Senin yüzüğün geliyor ya aklıma

Hani üzerinde ''Muhemmedun Resulallah'' yazılı olduğunu düşünüp,

Ebu Bekir ve ashabına selam yolluyorum ya

Sonra hep hayal ettim ya Efendim, arkanda namaz kıldığımı

Hani anam, babam, canım Sana feda olsun dedim ya ...

Hani ben varım ya...

Seni Seviyorum ya...

Çok Seviyorum ya...

Selat, Selam üzerine olsun Ya Resulallah...

Ben kim miyim?

1400 yıl öncesinde Selam ettin ya..

Hani Seni Seviyorum ya

Kardeş belledin ya..

Seni Seviyorum ya..

  

          Alıntıdır

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Yağmur

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

 

 İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin arasına dikilir yesil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü

Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden

Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına

Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden

Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina

Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin

Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım

Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü

Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü

Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin

En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan

Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar

Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan

Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar

Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri

Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım

O mücella çehreni izleseydim ebedi

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü

Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü

Katil sinekler deldi hicabın perdesini

İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında

Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin

Ebedi aşka giden esrarlı yollarında

Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin

Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü

On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım

Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü

Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü

Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara

Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini

Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar

Seninle yıkasaydım acılar dehlizini

Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar

Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya

Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım

Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü

Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü

Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi

Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri

Ahuların içinde sevdan akkor gibidir

Erdemin, bereketin doldurur haneleri

Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir

Şemsiyesi altında yürürsün bulutların

Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım

Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü

İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü

Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer

Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini

Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir

Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini

Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir

Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından

Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım

Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini

Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü

Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü

Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır

Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur

Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır

Sesini duymayanlar girdabında boğulur

Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin

Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradim

Bir melal zincirine takıldı parmaklarım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü

Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü

Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül

Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde

Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay

Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde

Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray

Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin

Mekanın fırçasında solmayan resim senin

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım

Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü

Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü

İniltiler geliyor doğudan ve batıdan

Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın

İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler

Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın

Nazarın ok misali karanlıkları deler

Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin

Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım

Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü

Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü

Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün

Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefsinle yeniden çizilecek desenler

Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek

Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler

Anneler çocuklara hep seni içirecek

Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin

Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü

Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü

Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın

İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım

Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım

Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın

Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

 

Nurullah Genç

                     

                                   

images

                   

                Image Hosted by ImageShack.us          

         

Figan


Boşuna feryat etmemişiz Ey Nebî,
Kâbe'ne karalar bu kadar yakışmamıştı diye,
Yâ Râb; figanımız göklere daha erişmedi mi?
Kahhar ismin tecellî etsin diye…

Seni karalamakla karalanan yüzlere Ey Nebî,
Senin yardımını bekliyoruz,
Yâ Râb;gözlerimizin önünde taşlıyorlar Senin Habîb'ini, Tecellilerine müştak yüreklerimizle inşirah bekliyoruz..

Tek değiliz, Senin tek olduğun zamanlar gibi,
Ama nâçarız bağlanmış kollarımız, Ey Nebî,
Senin kudretine nazar ettik Ya Bâri’,
Sen Celâlinle zelil et zâlimleri, Ey Kâfî…

Zâlimi izzetinde, mazlumu zilletinde bırakma Yâ Aliyy,
Açtık, yüzü kalmamış, kararmış yüzleriyle ellerimizi…
Sen çevirmedin, yine çevirmezsin ellerimizi geri,
Yine;vermeyi isteseydin,istemeyi vermezdin demedik mi?
Habîbinin düşmanlarını yine Sana havale ediyoruz Yâ Bakî...

Aşkına âşıkız, ayağının tozuna müştakız…
Bir kez doğ ufkumuza, layık olamadığımız…
Sensiz bu arzda, sessiz kaldık Ey Gül;
O eşsiz sîmanla gel, gel de yüreklerimize dökül…

O bayıltan kokunu yay, yay da dindir efgânımızı,
Az da olsa n'olur, ışıldat şuânı da, unuttur acımızı,
Bîçâreyiz, ancak sunuyoruz çeşm-i giryânımızı,
Nasip et bizlere duamıza sebep, zülfikârını…

Eyvah aldandık, şu koca arzı sabit sandık,
Pişmanlığımızla huzurdayız, yandıkça yandık,
İki büklümüz, yaşlı gözlerle şefkatine kapandık,
Secdeden,semâya;izninle hüznümüzü, saldıkça saldık…

Ana-babamızdan,her şeyimizden çok sana geldik ey Nebî,
Biliyoruz cürmümüzü; üzülme aman, çevirme çehreni…
Nebi'ler bile derman diler Sen'den,
Bir lahzacık n'olur akıt yüreğimize, sevginden,

Mahçup bu halimizle lâkin her şeyinden,
Bu sevgisizlere bir demet uzat, Rabb-i Rahîminden..
Bir sefer daha n'olur, gönder neferlerinden,
Gönder ki susturalım gafilleri en derinden…

Âciziz, bîçâreyiz, bitkiniz zâhirde belki,
İstediğin duayla geldik, kovma kapından bizi,
Sen'den başka Hak, Ma'bud yok, iltica edelim,
Sen'in yolunda, Sen'den istiyoruz ki galip gelelim…

Ey kalblerin kilidi elinde olan Mevlâ'm,
Habîb'in hürmetine, kalblerimizi sana musahhar eyle,
Bilmiyorlar lâkin onlar, Sen ıslah eyle,
Neferlerini, 'bilen bilmezler' üzerine musallat eyle…

Kendine ağlamaktan aciz, bizleri bırakma bize,
Gördük cürmümüzü işte geldik dize,
Es şöyle neyzenlerin nefesiyle,
Yokluğunda baygın, kaldım da kaldım…

Çirkeflerin çirkefini çıkaramadım yüze,
Elimle düzeltemedim, iman kaldı mı söze?
Gel, gel de döndür bizi, bizden uzak öze,
Özleminle dönen pervaneye uzak, kaldım da kaldım…

Derd-i mâişet kapladı benliğimi,
Unutturdu bana bu dünya, derd-i aslîmi,
Gel n'olur bir kere daha gör ümmetini,
Nazârına müştak her şeyimle, yandım da yandım…

İn yağmur yağmur, sil zulmetin pasını,
Âhenginle dindir bu dînin yasını,
Bir dönüm noktası oldur, döndür asrımı,
Asr-ı Saadetteki parlaklığını, andım da andım…
Andıkça, yandım da yandım…

Sen ki bizim günahlarımıza ağladın,
“Ümmetim” dedin Miraçta da, andın da andın…
Affet, beni de Ey Gül, Yandım da Yandım..
Seni savunmak için yalnız
ben mi,

kaldım da kaldım…


Mehmet Âkif

Image Hosted by ImageShack.us

 

images

Image Hosted by ImageShack.us 

                 'Gel'sen  
Mucizelere yaslayıp sırtımı gelmeni bekliyorum.
Yılları aşarak baharları, kışları geçerek gelmeni,
Seni bekleyeni vuslata erdirmeni istiyorum.
Ve arzuluyorum b
u tek kalmışın acılarını dindirmeni.

                                             Image Hosted by ImageShack.us

Daha fazla beklememeyi ümit ederek bekliyorum.
Her bir parçam can verirken ayrı kolda parçalanıyorum.
Sen soluklu içimi çoşturacak bir muştu gözlüyorum...
Ezberlediğim sızılarımı hayalinle sarıyorum.

              Image Hosted by ImageShack.us

Çarelerin çaresizlikle kıvrandığı günlerimi hafızadan siliyorum.
Altı gece, yedi gün ağladığım haftalarımı,
Otuz gün uğrunda nurlar döktüğüm aylarımı,
Yollarına en saf ipekten halılar gibi seriyorum.

                                             Image Hosted by ImageShack.us

Kederimi sevince,çöllerimi gülşene,
Seraplarımı gerçeğe çevirsen.
Yani artık bizi üzmeyip hiç değilse aşıklarının hatırı için
Bu diyarlara Gel'sen diyorum...

       Image Hosted by ImageShack.us


Gel'sen diyorum daha fazla ağlatmadan.
Gel'sen diyorum bu acıya doyan ümmetin
gözyaşları kurumadan.... 

AH BİR GELSEN DİYORUM!...
      
 
    Image Hosted by ImageShack.us 

                                         


______________________________________________________________________________________________________________


Image Hosted by ImageShack.us


 

Image Hosted by ImageShack.us   Image Hosted by ImageShack.us 

   Sabah Ne Zaman Olur

 

Bir bilge kişi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;

- "Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık

başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?"

Öğrencilerden biri;

- "Uzaktaki sürüye bakarım," demiş, "Koyunu keçiden ayıramadığım zaman

akşam olmuş demektir."

Başka bir öğrenci söz almış ve "Hocam" demiş,

"İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah

başlamıştır."

Bilge kişi, uzun süre susmuş.

Öğrenciler meraklanmışlar ve "Siz ne düşünüyorsunuz hocam?" diye

sormuşlar.

Bilge kişi şöyle demiş;

- "Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı

beyaz mı diye ayırmadan ona "bacım" diyebildiğimde ve yine yürürken

önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine,

ırkına, dinine aldırmadan, "kardeşim" sayabildiğimde anlarım ki; sabah

olmuştur, anlarım ki; AYDINLIK başlamıştır..."  

  Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

 

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics 

Hey Dost, hele bir anlatıver kimler aldandı?


Hele bir anlatıver Güzel Dost! Kimler aldandı?
- Cehennemi hesaba katmayan dindar aldandı!

Çünkü Kur'an şöyle anlattı: ‘Allah tarafından hiç hesaba katmadıkları karşılarına çıkıverdi...' Zümer Sûresi, 47.

***

Bir daha söyleyiver başka kimler aldandı?

- Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünya-perest aldandı!

Zira Kur'an turrayı şöyle bastı: ‘Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir! Velev eflake ser çekmiş surlarda bulunun!' Nisa Suresi, 78.

***

Güzel Dost! Anlat bana daha kimler aldandı?

- Ameline güvenen abid aldandı!

Çünkü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam şöyle ferman buyurdu:

Zinhar aldanmayın! Hiç kimse ameli ile kurtulamaz!

Soruldu: Sen de mi Ya Rasulallah?

Cevap verdi: Evet ben de!

***

Göster bana Can Sevgili! Daha kimler aldandı?

- Kendini hak yolunda sanıp, kılını dahi kıpırdatmayanlar aldandı!

‘Allah gayret gösterip cihad edenlere, olduğu yere mıhlanıp kalanların çok üzerinde bir ecr-i azim ihsan etmiştir.' Nisa Sûresi, 95.

***

Avaz et Hatip avaz, ta ki herkes duysun! Hele hele kimler aldandı?

- Nasıl desem bilmem ki namazsız aldandı!

Hele bir baksan ya Kur'an nasıl anlattı: 'Ashabı yemin Cennetten seslenip mücrimlere soruyorlar, sizin bu sekar cehennemine girmenize ne sebep oldu? diye.

Onlar da diyorlar: Biz namaz kılanlardan değildik…' Müddessir Sûresi, 39-43.

***

Kim öz-canını yaktı, kimler aldandı?

- ‘Ben bundan sonra kurtulmam.' diyen me'yus aldandı!

‘De ki; Günah işlemek suretiyle öz-nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allahın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz o öyle Gafur, öyle Rahim. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azab gelmeden evvel tevbe ile Rabb’inize dehalet edin ve ona halis Müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız!' Zümer Sûresi, 53-54.

***

Anlat anlat daha kimler aldandı?

- ‘Bakma! Benim kalbim temiz.' diyen amelsiz aldandı!

‘Yemin olsun ki zamana! İnsan mutlak hüsranda. Ancak şunlar müstesna: Onlar iman edip salih amel işlediler!..' Asr Sûresi, 1-3.

***

Deyiver bana başka kim aldandı?

- ‘Göreceksin biz nice hacı-hocadan önce gireriz cennete!' diyen nâdan aldandı!

‘Şüphesiz korunan müttekıler içindir Rabblerinin katında na'im cennetleri. Artık müslimleri mücrimler gibi kılar mıyız? Neniz var? Nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa size mahsus bir kitap var da onda şu dersi mi okuyorsunuz?' Kalem Sûresi, 34-37.

***

Bahsediver Hatip! Daha kim aldandı?

- ‘Bu da bir şey mi canım, millet neler işliyor.' diyen günahkar aldandı!

‘Ona kendi kazandığı, size de kendi kazandığınız. Siz onların amellerinden sorulacak değilsiniz.' Bakara Sûresi, 134.

Lakin ‘Şüphe yok bütün yaptıklarınızdan mesul tutulacaksınız!' Nahl Sûresi, 93.

***

Anlatıver Dostum! Daha kim aldandı?

- ‘Benim babam da hacı.' diyen evlat aldandı!

Çünkü baksana dalgalar arasındaki inkarcı oğlu için yalvaran Nuh peygambere ne denildi: ‘Ey Nuh!.. O senin ailenden değil; çünkü o, dürüst iş yapan temiz bir insan değildi. O halde hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Onun kurtulması için dua ederek cahil bir iş yapmandan seni sakındırırım.' Hud Sûresi, 46.

***

Haber et Hatip haber! Başka kim aldandı?

- ‘Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum.' diyen aldandı!

Zira Efendimiz bir gün soruverdi: ‘Bilir misiniz gıybet nedir?’ diye.

Ashab, Allah ve Rasulû daha iyi bilir, dediler.

Efendimiz, kardeşini beğenmiyeceği şekilde anmandır, buyurdular.

Soruldu: Ya söylediğimiz şey onda varsa?

Cevap verdi Efendimiz: Eğer varsa onu gıybet ettin demektir. Şayet söylediğin onda yoksa, bu zaman da ona iftira ettin demektir.

***

Daha kim yandı, kimler aldandı?

- ‘İşlediysek biz işledik; azabını çeker diyetini öderiz.' diyen bedbaht aldandı!

‘Yemin olsun! Rabbinizin azabından onlara velev bir nefha, bir kıvılcım dokunuverse VAY BİZLERE derler!' İsra Sûresi, 21.

***

Vah Nâsih vah! Demek bunca insan aldandı!

- Güzel dost! Bir bilsen daha kimler aldandı!

 

Süleyman ERİŞ


 Rabbim bizleri aldananlardan olmaktan korusun...AMİN

myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Bir İnsan Olarak Hz.Muhammed (s.a.v) / Eş       

  

Image Hosted by ImageShack.us

KÖRDÜĞÜM

Kalabalık    bir   gurup   içindedirler.Bir  arkadaşı  uzun   bir  zamandır   merak  ettiği  bir  soruyu   sorar.

-Ey  Allah’ın    Elçisi!   En  çok  kimi  seviyorsun?

Cevapta  hiçbir  çekingenlik  ve  kompleks  yoktur.

-Ayşe’yi

Aynı  soru  evliliklerin   başında  Hz.  Ayşe  tarafından  da  sorulur.

-Beni  nasıl  seviyorsun.

-Kördüğüm   gibi.

HZ.   Ayşe  aldığı  cevaptan   o  kadar   hoşnut   olur ki ilerleyen yıllarda sık sık sorusunu yineler.

-Ey Allah’ın Elçisi ! Kördüğüm ne alemde?

-İlk günkü gibi!

Image Hosted by ImageShack.us 

 

 Bir İnsan Olarak Hz.Muhammed (s.a.v) / Baba 

                               

                          NÜBÜVVET GÜLÜ

Image Hosted by ImageShack.us 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.us


 

  Image Hosted by ImageShack.us

 

HZ.Image Hosted by ImageShack.us 
sallallâhu aleyhi ve sellem

 

Image Hosted by ImageShack.us  

 

 

Image Hosted by ImageShack.usSahabilerin ŞakalarıImage Hosted by ImageShack.us

 

                Nuaymân’ın Suveybit’i Şakacıktan Köle Olarak Satması J

 

Ümmü Seleme (Radıyallahü Anh) anlatıyor: Hz Ebû Bekir (Radıyallahü Anh), ticaret maksadıyla yola çıkmıştı. Nuaymân ile Suveybit ‘i de yanına almıştı.Bu zatların her ikisi de, Bedir Harbi’ne katılmıştı. Yol azığı Süveybit’e teslim edilmişti.Bir gün Nuaymân ona: ‘’Bana yiyecek ver’’ dedi. O da ‘’Ebû Bekir gelsin de öyle veririm.’’dedi. Nuayman komik ve şakacı biriydi.Yakınlarındaki sürü sahiplerinden birine giderek: ’’Benim çok güçlü ve kuvvetli bir kölem var, alır mısın?’’ ded.

Adam ‘’Evet, alırım.’’ dedi.

Nuayman:‘’Ancak kölem konuşmasını iyi becerir; size: ‘Ben hürüm.’ diyebilir. Eğer onun bu sözüne inanarak onu bırakacaksanız şimdiden bu işten vazgeçin.’’ dedi. Sürü sahipleri,’’Tamam aldık; kabul ettik.’’ dediler. Nuayman, Süveybit’i genç dişi deve karşılığı sattı ve develeri önüne katarak götürdü.

Sürü sahiplerine de Süveybit’i göstererek:’’ İşte köle budur; alın, götürün.’’ dedi Süveybit: ’’ Ona inanmayın, o yalan söylüyor; ben hürüm.’’ dedi ise de sürü sahipleri:’’ Biz senin haberini aldık; böyle söyleyeceğini önceden biliyorduk.’’ dediler ve Süveybit’in boynuna ip bağlayıp götürdüler.

 

Bir süre sonra, Ebû Bekir (Radıyallahü Anh) gelip de durumu öğrenince, arkadaşlarıyla birlikte sürü sahiplerinin yanına gitti; develeri geri vererek Süveybit’i kurtardı. Medine’ye döndüklerinde de olayı Allah Resûlüne (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattılar.Resullulah ve sahabiler güldüler. Hatta bir yıl boyunca bu olayı hiç unutmadılar, hatırladıkça gülüştüler. (47)

 

Hayatu’s- Sahabe M. Yusuf Kandehlevî . syf.178

 

   Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

 

  Image Hosted by ImageShack.us

  Image Hosted by ImageShack.us

 
__RABBİN DAVETİ__
 
 
 
                     Birisi her gece kalkip Allah''i aniyor, O''na dua ediyordu.. Seytan ona dedi: 
 
                     - Ey Allah''i cok anan kisi, butun gece ''Allah'' deyip cagirmana karsilik seni buyur eden var mi? Sana bir tek cevap bile
 
                     gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin?.. 
 
                     Adamin gonlu kirildi, basini yere koydu ve uyudu. Ruyasinda ona söyle dendi: - Kendine gel uyan! Niye duayi, zikri
biraktin?.. Neden usandin?..

Adam:
 
- ''Buyur'' diye bir cevap gelmiyor ki, kapidan kovulmaktan korkuyorum dedi. Bunun üzerine    dendi ki ona:

- Senin Allah demen, O''nun buyur demesi sayesindedir..

Senin yalvarisin, Allah''in senin ruhuna haber ucurmasindandir..

Senin cabalarin, careler araman, Allah''in seni kendine yaklastirmasi, ayaklarindaki baglari cozmesindendir..

Senin korkun, sevgin, umidin Allah''in lutfunun kemendidir..

Senin her ''Yarabbi'' demenin altinda, Allah''in buyur demesi vardir..

Gafilin, cahilin cani, bu duadan uzaktir..

Cunku ''Yarabbi'' demeye izin yok ona..

Agzinda da kilit var, dilinde de..

Zarara ugradigi zaman, aglayip, sizlamasin diye Allah ona dert, agri, sIzI, gam, keder vermedi..

Bununla anla ki, Allah''a dua etmeni, O''nu cagirmani saglayan dert, dunya saltanatindan daha iyidir.. 
 
 
Dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua gönülden kopar...
 
MEVLANA CELALEDDIN-I RUMI
                                                  
 
                      Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us 


 

________________________________________________________________________________________________


Image Hosted by ImageShack.us

 

  

 Risale-i Nur’da Ölüm

Hayatı veren ve hayatın rızkla devamı sağlayan Allah (c.c) elbetteki ölümü de verecektir ve mahlukat taifelerinin hepsine ölümü tattıracaktır.Zira mevcudat varlıklarıyla Cenab-ı Allah’ın vucub-u vücuduna delalet ettikleri gibi ölümleriyle dahi Allah’ın baki ve sermedi olduğuna delalet ederler.Zira mevcudatta fanilik olacak ki Allah’ın Baki ismi tecelli edecek..

Ölüm dahi hayat gibi mahluktur ve nimettir.Zira ölüm bir yok olma ,idama mahkum olma ve zevale uğrama değildir.Zira ölüm Cenab-ı Hak tarafından görevlendirildiğimiz hayat vazifesinden terhistir, paydostur,mekan değiştirmedir.Allah ölümle bizi baki hayata davet eder.Ölüm baki hayatın başlangıcıdır.Çünkü ticaret ve memuriyet için önemli vazifelerle görevlendirilen insan kendilerine verilen ömür sermayesi ile ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip hizmetlerini tamamladıktan sonra kendilerini yaratan her şeyin yaratıcısı olan ve büyüklük sahibi olan Hallak-ı Zülcelal’e dönecekler fani dünyadan gidip baki alemlere gidip Cenab-ı Allah’la müşerref olacaklardır.Allah ölümle insanı ebedi saltanat merkezine alacak ve rızası dairesinde hareket eden kullarına Cennet’i hediye edecek ve Cennet’tede cemalini görme şerefine  erdirecektir.Dünyanın bin sene mesudane hayatı Cennet’in bir saat hayatına mukabil gelmediği gibi Allah Teala Hazretlerinin cemalini 1 saat müşahade etmek Cennet’in bin senelik mesudane hayatından daha güzeldir.

Ölüm tahrip ve sönmek değildir.Zira bir tohumu toprağın altına gömersen görünüşte çürür ve yok olur.Fakat hakikatte o çürüme neticesi sünbüllenir,neşv ü nema bulur ağaç olr ve meyve verir.Aynen onun gibi insanda ölümle toprağa girerek zahiren yok oluşa mahkum oluyor gibi görünse de insan bu ölümle baki hayata giriş yapar ve sünbüllenir. Ve eğer mümin ise ve Allah (c.c.) rızası dairesinde kendisine verilen ömür sermayesini harcamış ve vazifesini yerine getirmişse sümbüllenir ve Cennet’e layık bir makam kazanır.Ölüm ile insan kabre girer ve burada  üç ihtimal ile karşılaşır.1-Allah’ı tanımadıysa Allah’a iman etmediyse ölüm onun için idam-ı ebedidir.2-Allah’a imanı var fakat onun rızası dairesinde hareket etmeyerek ömrünü sefahat içinde geçirdiyse kabir onun için haşir meydanında toplanıncaya kadar tek başına kalacağı hapsi münferid olur.3-Eğer ölen mümin ise ve salih amel işlemişse takva dairesinde hareket etmişse ,vazifesini yerine getirmiş ise  kabir onun için baki hayatın başlangıcı ve Cennet’e ulaşmak için uğradığı bir istasyon olacaktır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri(r.a) Mektubat isimli eserinin 1.Mektubunda ölümün nimet olduğu hususunda çeşitli örnekler vermiştir.Ölüm,ağırlaşan hayat vazifesinden hayat yükünden kurtulup  vefat eden dost ve ahbablarımıza kavuşmak için bir kapı olduğu gibi,sıkıntılı ve dar dünya hayatından çıkıp geniş,ızdırapsız baki bir hayata ulaşma  ve Allah’ın rahmet dairesine girmeye vesiledir.Ayrıca ihtiyarlar için ölüm pek büyük bir nimettir.Zira bu dar,sıkıntılı,dağdağalı dünya hayatında ölüm olmasaydı atalarımız yaşlı halleriyle yanımızda bulunsaydı ne kadar sıkıntıya düçar olacaktık.Ölüm musibetzedelere ve hasta insanlara dahi bir nimettir.Zira ölüm ile bu insanlar bu sıkıntılardan kurtulmaktadırlar.Ölümün nimet olması mümin insanlar için geçerlidir.Zira dalalet ehli için ölüm azap içinde azaptır.

Yazın güze ve kışa yer vermesi ve gündüzün akşama ve geceye değişmesi katiyetinde gençlik ihtiyarlığa ve ölüme değişecek.Zira her gün bir şehri mezaristana boşaltan ölümün hayattan ziyade bir isteği vardır.Allah ölümle bizi huzuruna alacak ve hesaba çekecektir.Dolayısıyla fani ve zevale mahkum olan şeyleri bırakıp kalbimizi Allah’a yönlendirip Allah için çalışmalı,Allah için işlemeli ve onun rızası dairesi  hareket etmeliyiz.Dünya bize bir gün haydi çık demeden biz ona Allahaısmarladık demeliyiz
Allah ölümü, Allah(c.c)’a Resulüne (a.s.m) ve Üstadımıza(a.s) kavuşma vesilesi sayan ve ölümü gülerek karşılayan kullarından eylesin… AMİN

alanyanur.com

 Image Hosted by ImageShack.us

9-8-7-6-5-4-3-2-1-0
Okuyun bakalım rakamları :

* Eger '9' canli olsaydın bile

* En çok '8' kez kaçabilirdin ölümden

* Bilki '7' düvele sultan olsan dahi

* Yerin '6' mekan olacak sana

* En fazla '5' metre kumaş götürebileceksin

* Kapatacaksin '4' açsanda gözünü

* Bu dünya '3' günlük dünya

* Azrailin yaninda '2' kat olup yalvarsanda nafile

* Elbet '1' gün öleceksin

* Işte o zaman herşey '0' dan başlayacak

Çünkü ÖLÜM bir yok oluş degil

YENiDEN DOGUSTUR...!

.

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

                 Image Hosted by ImageShack.us

Affeder Misin Allah'ım?

Yüklensem günahlarımı sırtıma,
Tüm mahcubiyetimi alsam yanıma,
Biraz da utanç duyarak kapına,
Gelsem affeder misin Allah´ım ?...
Gözlerim dolu yaşlarla,
Günahlarımın verdiği pişmanlıkla,
Ama beni affedeceğin umuduyla,
Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?...
Vereceğim hesabın korkusuyla,
Benden geriye kalmış günahların tortusuyla,
Ama Rabbim sana duyduğum büyük aşkla,
Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?...
Hatalarımı bilsem de baş koydum yoluna.
Sen cok affedicisin bağışlayıcısın ama,
Benim de günahlarım çok fazla...
Böyle iken gelsem kapına affeder misin Allah´ım?...
Belki yüzüm yok gelmeye,
Ama başka yerim yok gitmeye.
Kalbimde ki sonsuz sevgimle,   
                                                                                                 Gelsem beni affeder misin Allah'ım ?... 

 Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

   

                       Her Şey SEN`den 

  Sen ganîsin,

   Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

   Hem evvelsin hem âhirsin

   Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

Bulduğumu Sen’de buldum,

Bâtıl şeylerden kurtuldum;

Gelip kapında kul oldum;

Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

  Ayân ışığın her yerde,

  Gözsüzlere eşyâ perde;

  Huzûrun dermân her derde,

  Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

Dünyâlar Sen’inle Cennet,

Nimet Sen’den kime minnet?

Gel kuluna merhamet et!

Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

  Gönüllere hayat îman,

  İnananlarda itminân;

  Gâfillerin hali yaman,

  Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

Işığınla aydın heryan,

Şaşkınlar arıyor bürhan,

Tecellin her yerde ayân,

Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

  Âlem kitap eşyâ ap-ak

  Otlar ağaçlar ve toprak,

  Sen’i söyler yaprak yaprak,

  Rabb’im Sana döndüm   yüzüm!  

 

Ârif gönlün bağlayarak;

Aşık herdem ağlayarak,

Kulun bağrın dağlayarak,

Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

  Dünyâlar Sen’inle Cennet,

  Nimet Sen’den kime minnet?

  Gel kuluna merhamet et!

  Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

 

Gönüllere hayat îman,

İnananlarda itminân;

Gâfillerin hali yaman,

Rabb’im Sana döndüm yüzüm!

                                         M.   Fethullah Gülen

  

Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us  

  

Image Hosted by ImageShack.us 

                                                                                   Dâüssıla

Dinliyorum rûhumu gurbetten usanmışım,
Bunca "dâüssıla"ya dayanırım sanmıştım..
Her yeri vatan saymada meğer aldanmışım,
Herkesle hemdem olacağıma inanmıştım...

Bir yüce mefkûreye koşarken nefes nefes,
Ülkemde yaşayıp orda ölmek hayâlimdi;
Bir gam melodisi bu yerde duyduğum her ses,
Yutkunuyorum belirsiz duygularla şimdi.

Hiç bilmem gönlümün bu sevdâdan bıktığını,
Yer yer bükülmüş olsa da irademin kaddi;
Kim görmüş Mecnun’un Leyla’yı bıraktığını,
Hep bu oldu dünyada düşüncemin serhaddi.

Bir buz gibi gözümde her sabah doğan güneş,
Kâbuslar gibi çöküyor çökünce her gece;
Gündüzler burada kabir karanlığına eş,
İnsanlar ufuksuz, hayatsa tam bir bilmece..

Renkler bir darlığın ağında, hepsi de gri,
Anlamsız birer tümsek o koca gökdelenler;
Duygular derbeder, düşüncelerse serseri,
Bir hiçe bağlı burada doğanlar, ölenler.

Düz günler monoton, bayramlarsa bir karnaval,
Âdeta bir çöl gibi bana bu koca diyar;
Izdırap tam ızdırap, neş’enin rengi melâl,
Hazanla inim inim duyduğum yaz ve bahar.

Vermiyor bencesini zevk u safanın hayat,
Fecre kapalı sanki gönlümdeki tepeler;
Hep ümide koşsam da, sarsılıyor hissiyat,
Kaplıyor ufukları siyah siyah perdeler.

Yok yaşamanın bu diyarda ölümden farkı,
Sisli-dumanlı geçiyor inadına zaman;
Duyulmuyor hiç hayattan dinlediğim şarkı,
Tın tın nabızlarımda rûhumdaki hafakan...

İç murakabe deyip kendimi dinliyorum,
Gördüğüm çerçevede yapayalnız efkârım;
Bir mum macerası; yanıyor ve eriyorum,
Olsaydı aydınlatmak bari yanarken kârım!.

             M.   Fethullah Gülen 

  

Image Hosted by ImageShack.us 

                      Image Hosted by ImageShack.us                    

Image Hosted by ImageShack.us

 

_____________________________________________________________________________________________________

   

                 Annem'e      Image Hosted by ImageShack.us

 
 
Ne güzel, ezelden kaderin buymus,

yüce hak yaratmis, peygamber övmüs.

Analik vasfini anlina koymus,


bulunmaz degerin emsalin anne..



Ellerin nasirli sirtinda yelek,

dönderir içinde hep çarki felek.

Büyüdüm ben aksütün içerek,

Her hakkin üstümde benim anne.



Makamin yüksektir Rabbim katinda,

Bir ilahi mana ana adinda,

Cennet bile ayaklarin altinda

Mahserde her halin öndedir anne..



Yavrularin için hayaller kurdun

aciyi, çileyi, katip durdun..

Hak emretti; Peygamberler dogurdun,

Melekler oldu yardimcin anne..



Geceye bagladin çok gündüzünü,

her halinde hiç asmadin yüzünü

sevgiyle doldurmus Rabbim özünü,

Her zaman gülsün gülyüzün anne..



Affet beni, bazen hata yaptiysam,

Bagisla sen derdine dert kattiysam.

Eger gösterdigin yoldan saptiysam..

üzer beni senin her derdin anne...

üzer beni senin her derdin anne..
 
               
 alıntı

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us



NASİHAT KÖŞESİ

 

NASİHAT KÖŞESİ

  Image Hosted by ImageShack.us

   Image Hosted by ImageShack.us

  

 

 

"Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı

iyiliklerdir."

Hz. Muhammed (sav)

 

 "Bilim alçakta kalanları yükseltir, bilgisizlik de yüksektekileri

alçaltır."

Hz. Ali

 

"Duadan bıkkınlık göstermeyiniz. Çünkü dua ile beraber olan

hiç kimse helak olmamıştır."

Hz. Muhammed (sav)

 

Dua ve ibadet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için ölüm

de, ömür de hoştur."

Mevlana

 

"Sabredin, her şeyin başı sabırdır. "

 Hz. Ebubekir

 

 "Geçmişten ibret alın da hayra çalışın."

Hz. Osman

 

''ALLAH’tan (c.c.) başkasıyla beraber olmakta devam ettiğin

sürece, sürekli gam, keder ve şirk içinde bulunur, günah

yükünden kurtulamazsın.''

Abdülkadir Geylani (k.s.)

 

''Bilginin hayırlısı ALLAH’a (c.c.) karşı saygı ile korku

uyandırandır. ''

İbn Ataullah İskenderi (r.h.)

 

'' Üç şey vardır ki insanoğlunun yüceliğini gösterir:

Musibetten şikayetçi olmamak, ağrıdan dolayı sızlanmamak

ve diliyle kendini övmemek. Dilediğiniz kadar öğrenin! Ama

şunu iyi bilin ki, bildiklerinizle amel etmedikçe, ALLAH (c.c.)

size ilminizden ötürü mükafat verecek değildir. Muhammed’e

(s.a.v.) en yakın olanlar O’na (s.a.v.) uyanlardır. Düşmanları

da ALLAH’a (c.c.) karşı gelenlerdir. ''

 Hz. Ali (r.h.)

 

''İman eden, Rab Teala’nın kendisini gözlediğinin farkında

olan kimsedir. Böyle bir kul nefsini hesaba çeker ve ahiret için

azığını hazırlar. Hicret, kıyamete kadar sürecek bir farzdır.

Hicret, cehaletten ilme, ALLAH’ı (c.c.) unutmaktan O’nu

anmaya, günahtan itaate ve ısrardan tevbeye giden yoldur.''

 Sehl b. Abdullah et-Tüsteri (k.s.)

 

'' Kulları küçük gören, onlarla alay eden kimse Rabbini

tanımayan kimsedir. Yaradanı seven, O’nun sanatından

teşekkül etmiş olan yaratıkları da sever. ''

Hz. Aişe (r.a.)

 

''Mü’min bir inciye benzer. Nerede bulunursa bulunsun, orada

güzeldir.''

Malik b. Dinar (r.h.)

 

''Sadece ALLAH’a (c.c.) güvenen kul, kuvvetli bir kuldur. ''

Said en-Nebaci (r.h.)

 

'' Alim, ALLAH’tan (c.c.) korkandır. ''

Amir bin Şerahil (r.a.)

 

''Dünya, kim tarafından aranıyor ve seviliyorsa onun padişahı

olur. Kim de dünyayı terk eder ve horlarsa, dünya onun

hizmetçisi olur. Dünya hem talep eden, hem de talep edilen,

aranandır. Kim dünyayı talep ederse, dünya onu reddeder.

Kim dünyayı reddederse, dünya onun peşinden gider. Dünya,

ahirete giderken yol üzerindeki bir köprüdür. Bu köprüden

geçiniz ama orada sürekli kalacakmış gibi davranmayınız.

Köprüler üzerine saraylar inşa etmek pek de akıl karı değildir.

Dünyadan seni ahirete ulaştıracak kadarını al, ahiretten seni

men edecek olan tarafını bırak. ''

Yahya b. Muaz (r.h.)

 

'' ALLAH’ım (c.c.)!

 Senden sana ait olanı istiyorum.

ALLAH’ım (c.c.)! 

Senin hoşuna gitmeyecek işleri yapmaktan sana sığınıyorum.

 ALLAH’ım (c.c.)!

Özün özünü, temizin temizini, senin vereceğin şerefi

istiyorum.

ALLAH’ım (c.c.)!

 Seni unutanların unutmasına yol açan meşguliyeti verme

bana!

ALLAH’ım (c.c.)!

 Senden rızana uygun olanı istiyorum.

ALLAH’ım (c.c.)!

 Beni; seni, sadece seni sevdiği için anan, ibadetiyle hiçbir

menfaat ummayan kullarından eyle!

ALLAH’ım (c.c.)!

 Kalbimi senden gelen bir sevinçle doldur, dilimi senin zikrinle

arıt, azalarımı senin iyi bulduğun, hoşnut olduğun işlerde

çalıştır.

 ALLAH’ım (c.c.)!

 Kalbimde senin hatırandan gayrı tüm iz, hatıra, zikir ve

intibaları yok et!

Cüneyd-i Bağdadi (r.h.)

 

Rab Teala’yı sevip, O’nun sevgisini yayarsan, yerdekiler ve

göktekiler sana sevgi besler. Sadece ALLAH’a (c.c.) itaat et ki,

yerdekiler ve göktekiler de sana itaat etsin.

İbrahim Dessuki (k.s.)

 

Kim gönlünü sadece ALLAH’a teslim eder, bu işte yoğunlaşırsa,

hikmet pırıltıları kalbinden fışkırır ve dilinden dökülür.’’

Yahya b. Muaz (r.h.)

 

’Ey dost! Sadece ALLAH’a (c.c.) yönel! O’ndan başkasına tam

güvenme! Her şey O’nun dilemesi ve izniyle olur. Hiçbir kulun

ve mahlukun rızasını, ALLAH’ın (c.c.) rızasından önceye

alma!’’

Abdülkadir Destuti (k.s.)

 

’’İşin başında ALLAH’a (c.c.) yönelmek, işin sonunda başarıya

ulaşmanın belirtisidir.’’

 İbn Ataullah İskenderi (k.s.)

 

’’Şunu iyi bilesiniz ki, en güzel ibadet, farzları yerine getirmek

ve haramlardan sakınmaktır.’’

 Hz. Ömer (r.a.)

 

Kim ALLAH’tan (c.c.) yüz çevirenleri dost edinirse ALLAH (c.c.)

onu kullarının gözünde küçültür.

 Ebu’l Hasan Ali b. Vefa

 

-“Kime arkadaş olayım” -“Seni nasıl biliyorsa, işte o halini

saklamayacağın birine, yani ALLAH’a (c.c.)”

Ebu Yezid el-Bestami (r.h)

 

’’ALLAH’ı (c.c.) söyleyen söz güzeldir. ALLAH’ın (c.c.)

nimetlerini düşünmek ise en üstün ibadettir.’’

 Ömer bin Abdülaziz (r.h.)

 

’’Hak uğruna harcanmayan herşeyin iki katı, batıl yolda

gider.’’

İ. Hakkı Bursevi (k.s.)

 

 ’’Kim hikmet peşindeyse ALLAH’a (c.c.) isyan etmesin!’’

Bişr-i Hafi (r.h.)

 

’’Sen ALLAH’tan (c.c.) razı olmazsan, ALLAH’ın (c.c.) rızasını

nasıl isteyebilirsin?’’

 Yahya b. Muaz (r.h.)

 

’’Kişinin ALLAH’ın (c.c.) yardımından mahrum edilişinin

alameti nedir? -“

Güzel ve hayırlı şeyleri çirkin görmesi, çirkin şeyleri ise güzel

ve hayırlı görmesidir.”

Muhammed b. Ka’b el-Karazi (r.h.)

 

’’Üç şeyi yapmadan, diğer üç şeyi iddia eden yalancıdır;

ALLAH’ın (c.c.)

haram kıldıklarından sakınmadığı halde, ALLAH’ı (c.c.) çok

sevdiğini söyleyen, malını hayra harcamadığı halde, cenneti

arzuladığını söyleyen, fakirleri sevmediği halde Peygamber’i

(s.a.v.) sevdiğini iddia eden. İşte bunlar yalancıdırlar.’’

Hatim el-Asamm (r.h.)

 

Nefsini terbiye etmemiş kişilerin yaptığı hizmet, çoğu kez

ALLAH (c.c.)

için değil, nefisleri içindir.

 İmam Gazali (r.h)

 

 -“Kişi dostunu niçin sevmelidir?” -“Onun Rab Teala’ya güzel

hizmetini gördüğü için.”

 Ebu Safvan b. Avane (r.h.)

 

Sözü ALLAH’ın (c.c.) yolunu göstermeyen, hali ALLAH’a (c.c.)

ulaştırmayan kimse ile arkadaşlık etme.

İbn Ataullah İskenderi (k.s.)

 

’’Yalan, yanlış, boş ve faydasız şeyleri uzun süre dinlemek,

kalpteki ibadet lezzetini söküp atar. Kim hayatını dipdiri

sürdürmek istiyorsa, kalbinden her türlü tamahı ve ihtirası

atsın.’’

 Abdullah b. Hubayk (r.h.)

 

 "Allah'ı anın, O'nu anmak şifadır. "

 Hz. Ömer

 

"Nimetleri, Allah'a şükrederek elde tutunuz."

 A. Arvasi

 

"Ne kadar bilirsen bil! Anlatabildiklerin, karşındakinin

anlayabildiği kadardır."

 Mevlana C. Rumi

 

"Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir."

Atasözü

 

 “İnsanların en cahili, ahiretini başkasının dünyası için

satandır.”

Hz. Ömer

 

“İmanın efdali: Nerede olursan ol, Allah’ın (CC) seninle

olduğunu bilmendir.”

 Hz. Muhammed (sav)

 

"iki şey aptallık belirtisidir, konuşacak yerde susmak,

susacak yerde konuşmak."

 Atasözü

 

 “Toprağa her türlü kötü şey atılır. Fakat topraktan hep güzel

şeyler biter..."

 Akşemseddin

 

 “Affetmek zaferin zekatıdır.”

Hz. Muhammed (sav)

 

 “Haset, ateş nasıl odunu yer yutarsa iyilikleri yer yutar,

mahveder.”

 Hz. Muhammed (sav)

 

İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, sonra

da sağlıklarını kazanmak için paralarını verirler.

Goethe

 

Dünyanızı ıslah ediniz. Yarın ölecekmiş gibi de ahiret için

çalışınız.

Hz. Muhammed (sav)

 

 Allah’ı (CC) zikir, kalplerin şifasıdır.

 Hz. Muhammed (sav )

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

Image Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

  

     BUYRUN KENDİNİZİ SINAYIN...

 
Resulullah´ın Hz. Ali´ye Vasiyyeti


Hz. Ali (kv) bildiriyor:

Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:

"Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir" buyurdu ve devam etti:


"Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:

1. Namaz kılmak
2. Oruç tutmak
3. Sadaka vermektir.



Münafıkta da üç alamet vardır:

1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez.
2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar.
3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur.


Münafıkta üç alamet daha bulunur:

1. Söylediği söz yalandır.
2. Verdiği sözde durmaz.
3. Emanete hıyanet eder.


Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır:

1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar.
2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır.
3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez.


Kıskançlarda da üç hususiyet vardır:

1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır.
2. Herkesin arkasından gıybet eder.
3. Musibete düşen kimselere sevinir.


Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır:

1. Allahu Teala'ya yaptığı taatinde tembellik eder.
2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider.
3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir.


Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır:

1. Haramlardan sakınır.
2. İlim öğrenmeye hırslı olur.
3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez.


Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur:

1. Dünyayı aşağı görür.
2. Cefa, sıkıntı çeker.
3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder.


Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır:

1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder.
2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur.
3. Kendisine zulmedene karşı durmaz.


Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder.
2. Abes sözleri çok söyler.
3. Allahu Teala'nın mahluklarına çok eziyet eder.


Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır:

1. Yediği helaldir.
2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur.
3. Beş vakit namazı cemaatle kılar.


Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır:

1. Yediği haramdır.
2. İlimden uzak olur.
3. Namazı özürsüz yalnız kılar.


İyi işli kimselerin de üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın taatinde acele eder.
2. Haramlardan sakınır.
3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder.


Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın emirlerini yapmakta gevşek davranır.
2. Herkese zararı dokunur.
3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur.


Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur:

1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder.
2. İlmiyle dini kuvvetlendirir.
3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir.


Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır:

1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır.
2. Yalan söylemekten sakınır.
3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır.


Günahkarın da üç alameti vardır:

1. İşlerinde yanılır, hata eder.
2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur.
3. Unutkan olur.


Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır:

1. Zaiflere acımaz.
2. Az şeye kanaat etmez.
3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.


Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır:

1. Yaptığı ibadetini gizler.
2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler.
3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir.


Fasıkta da üç alamet bulunur:

1. Fitne ve fesadı sever.
2. Halkın hastalık ve musibetini ister.
3. İyi amelden kaçar.


Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır:

1. Akrabasını azarlar.
2. Komşusunu incitir.
3. Günah işlemeyi sever.


Ya Ali! Allahu Teala'nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır:

1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder.
2. Halka sıkıntı verir.
3. İşlerini başkalarına yükler.


Abid olanın da üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar.
2. Şehvetini, arzularını terk eder.
3. Allahu Teala'nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder.


Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır:

1. Gücü yeterse affeder.
2. Malının zekatını verir.
3. Sadaka vermeyi sever.


Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır:

1. Açlıktan korkar.
2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar.
3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler.


Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır:

1. Taat etmeye sabreder.
2. Günahları terk etmeye sabreder.
3. Allahu Teala'nın hükümlerine sabreder.


Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır:

1. Yemin etmekle övünür.
2. Kadınları aldatır.
3. Çok bühtan, iftira eder.


Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır:

1. Malını sana feda eder.
2. Canını senin için feda eder.
3. Senin sırrını gizli tutar.


Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır:

1. Hak Teala'nın dininden şüphe eder.
2. Hak Teala'nın sevdiklerine düşmanlık eder.
3. Taat ve ibadetten gafil olur.


Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'nın mekrinden emin olur.
2. Rahmetinden ümitsiz olur.
3. Hak Teala'ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder.


Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın azabından korkar.
2. Mekrinden çekinir.
3. Sırf Allah için vaaz ve nasihatlerde titrer.

                                                                                           

  Image Hosted by ImageShack.us


       Image Hosted by ImageShack.us                 Image Hosted by ImageShack.us                Image Hosted by ImageShack.us    

____________________________________________________________


 Image Hosted by ImageShack.us

BİR ÖLÜNÜN GÜNLÜĞÜ... Image Hosted by ImageShack.us

 

Sağa çekilin, yol açın;  kardeşim sana söylüyorum hâlâ ne bakıyorsun dikiz aynasından, çekilsene!"

Yerde yatan sıcacık bir bedene doğru yaklaşan siren sesleri, bir avuç telaşlı kalabalık, ne var sanki, altı üstü bir gence araba çarptı işte. 

Yağmurlu bir öğle vakti, gökten yağmur yağdırılıyordu. Rahmet iniyordu paket paket. Hepsi özenle hazırlanmış rahmete çağrı daveti  gibiydi. 

Yağmur yağdırılıyordu Fatih'in yamalı kaldırımlarına. Kimse yağmurun farkında değildi. Herkes araba çarpan gencin etrafında toplanmıştı. Birileri ağzından sızan kanları siliyor, birileri de, ``zavallı delikanlı, daha pek de gençmiş" diyordu. O, sevgili dostu Azrail (as) ile çoktan yola çıkmıştı bile ebedî alem ere doğru,  emin bir dostuna  emanet etmişti ruhunu, sevimli arkadaşı Azrail'e...

Nasıl bir şeydi bu hayat? Bir an var, bir an yok. Kalemin, ucu üzerinde durması kadar zor ve tehlikeliydi hayat dedikleri.

Yağmur yağıyordu Fatih'in yamalı kaldırımlarına. Yağan yağmur yüzünü yıkıyordu delikanlının. Bir gözü ağlıyor, bir gözü gülüyor gibiydi. Sanki bir gözü arkada kalmış, birisine bakar gibiydi.  Bir gözü de gittiği yerdeki güzelliklere seviniyordu. 

Herkes delikanlıyla ilgilenirken, kaldırımın dibinde ufak bir defter ıslanıyor, dağılan yapraklarıyla, delikanlının olduğu anlaşılıyordu. Yaşlı bir ninenin bastonuna çarpana dek, kimse görmemişti o defteri. Kamburlaşmış beliyle nine; zorla, eğilerek yerden aldığı defterin üzerinde ``günlük" yazılı olduğunu gördü. O sırada, bir yerde yatan gence baktı, bir de elindeki hatıra defterine. Gözleri doldu birden, gayr-i ihtiyâri ``Seni dünyaya küstüren neydi evlâdım" dedi.

Yaşlı nine, çantasından çıkardığı gözlüğü gözüne takarken bir taraftan da ıslanmış yaprakları karıştırıyordu. Yağmurdan dolayı bir binanın altına çekildi ve bakışları sayfaların içinde kayboldu gitti. Son yaprağa geldiğinde durdu ve hayrette kaldı. ``Allah Allah, bu sayfa neden buruşmuş, yağmur suyuna benzemiyor, belki de zavallının göz yaşlarıdır bunlar" diyerek özenle yazılmış sayfaya göz gezdirdi.  Fakat göz yaşlarının verdiği buruşukluktan dolayı yazılar tam anlaşılamıyordu, mürekkep dağılmıştı, tıpkı ölümün gelmesiyle hayatın dağılması gibi.

Hayatının son sayfasına nokta konulan delikanlının, son hatıralarını okuyordu yaşlı nine. Okudukça ağladı, ağladıkça okudu. Buğulanan gözlerini tutamıyordu bir türlü. Ne yazıyordu bu defter de daha hayatının baharında, ayaz vurmuş şeftali çiçeği gibi ölümün soğuk  kışını yaşayan delikanlı, bu kadar kısa zamanda ne yaşamış olabilirdi?

``Sevgili günlük; satırlarını her gün akşam yatarken karalardım ama nedense bugün, vaktinde  sonra karalamak geldi içimden. Ben, hani kimseye derdini anlatamayan her zaman ki garip dostun. Biliyor musun dünya, beni anlayanları benden çalıyor kaç senedir. Git gide beni anlayanların sayısı azalıyor. Müslüman’ca yaşayan bir çok insan ``göze bakıp kalbe hitap etmek" yerine, cebe bakıp nefse hitap etmeye başlamış. Kişilere ``etiket"lebine göre değer verilir olmuş. Sevgili günlük; eğer konuşabilseydin her halde bu insanlar ``zahirperest" olmuş" derdin değil mi?  Neyse boş ver be günlük, boş ver aldırma, kulluk zor şey anlarsın ya...

Ey günlük; birileri beni,  bol bol kötülüyor. Ne dersin bu işe. Ne yapalım kendi kaderimi kendim çizdim. Samimî olamadım Rabb'ime karşı. Saygı ve hürmet göstermeye çalıştığım insanlardan azar işittim. Beni insafsızca, geçmişimle yargıladılar. Sıkıntılarla, acılarla, elemlerle geçmiş bir hayatı eleştirdiler. Canım günlük; bunlar bilmiyorlar mıydı ``mü'min'de bulunan câni bir sıfat yüzünden, sâir masum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adavet ve kin bağlamak ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu"  ve bir insanı geçmişinde, istemeden başına gelen olaylardan dolayı yargılamanın insaniyete sığmadığını? Şu âyeti hatırlıyor musun günlük; ``muhakkak ki insan çok zalimdir"...

Ölçüsü insaniyet olmayanın bütün ölçümleri yanlış çıkıyor günlükçüğüm. İnsanları fikirlerine göre değerlendirmek insaniyet noktasında ne büyük bir yanlış öyle değil mi? Günlük; sana söylüyorum, ne dünyayı ne de içindekileri sevmiyorum artık. Beni çok üzüyor, bir ceviz kabuğu kadar dar geliyor hayat. Hizmetim olmasa ve birkaç sevdiğim insan, bir dakika durmaya tahammül edemezdim bu fani dünyada. Gerçi artık ailem de, beni anlayan birkaç insan da yanlış anlar oldular. Biri diyor ``zor ânımda beni aramıyorsun, anlamıyorsun, biri de diyordu ``evlâdım anneni nasıl bırakıp gidersin hiç mi kalbin sızlamıyor?" günlük; onlar bilmiyorlar mıydı? ``Hâlık'ın ef'âli onlara nâzır değil. Ancak Zâtına bakar. Kâinatı onların hendesesine göre yapmış değil ki.

Günlük; ben cüzi irademi Onun küllî iradesine bağlamışım Rabb'im araya anlaşılmamam için perde koymuşsa ne yapabilirim. Neyse,  güzel günlük kusura bakma, benim hayata olan bağım sadece dâvâm olduğu şu an yapraklarını ıslatıyorum, ne yapayım tutamıyorum gözlerimi. İnsanım işte, teneşir tahtası değil ya.

Günlük günlük bir tanecik günlüğüm; keşke beni biraz... neyse günlük, artık kimse beni anlamasın. Çünkü bu zulmü yapanların ardında kaderin şefkatli elini görüyorum. O insanların kelimeleri, davranışları, halleri benim için beş para etmiyor, çünkü tek gayem var amelimde, o da ``rıza-i ilâhi" ``eğer o razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra..." artık devam edemeyeceğim günlük, ellerim titriyor, kalem elimde durmuyor, gözlerim kararıyor. Yoruldum galiba biraz hava almak için yürüyüşe çıkayım, kefenimi de yanıma alsam mı ki; hani Zübeyir Abi ``Kefeni boynunda gezen İslâm fedâisi olmak lâzım" diyordu. Gerçi bu mecâzî bir mânâydı, o sözü yaşayışımla göstermem gerekirdi. Şimdi ben çıkıyorum şu sözlerimi unutma günlük: ``caddelerde arabalar akıyor, yağmur yağıyor, babalar ekmekleri saklamış ceketlerinin altına, korkuyla evlerine koşuyor. Düdükler ötüyor, sirenler çalıyor, şehri kimler çalıyor, koca bir millet ``kurt"a ``kuş" a yem oluyor. Oysa biz Onunla yüreğimizi koyacaktık ortaya. Arkasından bakacak kimsem kalmadı elinde bir tahta bavulu olan. Hizmetten ayrılık, rahmetten yoksulluk, şen olasın ölüm şen ola..."

Yaşlı nine de ıslatmıştı son sayfayı. Yağmur yağdırılıyordu Fatih'in yamalı kaldırımlarına. Bir ölüm daha yaratılmıştı caddenin ortasında. Kayan tekerler ve yerde yatan birisi; garip, aciz, bîçare...  

Evren Teke

___________________________________________________________

Image Hosted by ImageShack.us

 

MySpace Layouts images  

Image Hosted by ImageShack.us

 

EY DOST !

Yalanlara sığmıyorsa gerçekler,

Taşımıyorsa yanlışlarını doğrular,

Ve karanlık dört nala yol alıyorsa,

Ey dost!

Bana bahçenden zeytin dalı gönder.

Sözler hançer gibi deliyorsa bağrını,

Yaralı gönlün yetmiyorsa ağlamaya,

Hatta yaralı gönlün korkuyorsa ağlamaktan,

Ve beklenen bahar gelmiyorsa,

Mevsimlerin hep kışı gösteriyorsa,

Ey dost!

Yurduma, gönül mevsimime,

Bahçenden zeytin dalı gönder.

Fikir mahzenlerinde umutların korkuyorsa,

Gönül saraylarında sevdaların bitiyorsa,

Dil yurtta barış, cihanda barış diyemiyorsa,

Ey dost!

Lütfen ama lütfen bana bahçenden zeytin dalı gönder.

Goncalar açmak için muhtaçsa baharlara,

Gönüller barış için sevdalanmışsa yarınlara,

Gözler ışık için bakıyorsa çok uzaklara,

Ey dost!

Bana çok uzaklardan da olsa,

Bahçenden zeytin dalı gönder.

Afrika açlıktan kırılıp yok oluyorsa,

Bir yerlerde gözyaşları sel olup akıyorsa,

Ve yine bir yerlerde kurşunlar,çocuk seslerini bastırıyorsa,

Ey dost!

Lütfen ama lütfen merhamet adına,

Bana bahçenden zeytin dalı gönder.

Yaşanan haksızlıklara seyirci kalınıyorsa,

Ve sen seyirci kalıyorsan,

Suçsuz ve masum insanlar öldürülüyorsa,

Ve sen ölmelerine sebep oluyorsan,

İnsan hak ve hürriyetleri unutuluyorsa,

Veya unutulmuş gibi yapılıyorsa,

Ey dost!

Bana bahçenden zeytin dalı gönder.

Sevgiler nefretleri yok edemiyorsa,

Sevinçler hüzünlere mağlup oluyorsa,

Her yandan barış çağrısı yükseliyorsa,

Ve buna rağmen barış olmuyorsa,

Ey dost!

<